31 Aralık 2009

"Avangart Kadın Dergisi" Yayın Hayatına Başladı!

http://www.avangartkadin.com/

Herkese Merhaba,

Uzun çabaların sonucunda sizlere harika bir Kadın Dergisi kazandırdık. Dergimiz bir senedir internetten yayın yapmaktadır. Bundan sonraki hedefimiz zamansız bir yazarlık portalına dönüşmektir. Dergimize yazar, ressam veya fotoğrafçı olarak katkıda bulunmak için lütfen iletisim@avangartkadin.com adresiyle bağlantıya geçiniz.

Saygılarımla,
Burçak Alkanlı

Etiketler:

1 Eylül 2009

Yunuslarla Yüzme ve Tedavi ile ilgili yazım NTVMSNBC.com da

Dolphin Park'ta Yunuslar ile yüzmek..

Gelişimleri farklı çocuklarla yoga çalışmaları yapan bir eğitmen olarak Bodrum Gümüşlük Dolphin Park’ın işletmecisi Sn. Cenk Gökalp ile yunuslarla yüzme ve tedavi konusunda söyleştim. Bu söyleşimizde Dolphin Park’taki muhteşem yunuslar Ada ve West’in insanlarla olan gizemli ilişkisini bulabilirsiniz.

Son yıllarda yunusla tedavi yöntemi hızla yaygınlaşıyor. Kökeni eski Sovyetler Birliği ve ABD’nin arasındaki soğuk savaştaki askeri araştırmalara dayanıyor. Türkiye’de 2005 yılına kadar yurtdışından gelen firmaların yunuslarıyla yapılan etkinlikler varken, 2006’da bir Türk firması olan Dolphin Park ile Türkiye’de bir ilke imza attık. Ayrıca, normalde kullanılan havuzlar karada betondan yapılmışken, buradaki havuzlar tamamen doğanın içinde ve denizi doğal bir şekilde bölüyor. Senede bir veya iki kere denizden geçmekte olan yunus sürüleri ile denizde bir araya gelen Dolphin Park’ın cana yakın yunusları Ada ve West, antrenörleri tarafından insanlarla ortak bir alanı paylaşmak üzere Ege denizinden alınarak eğitilmişler. Tıpkı çocuklar gibi her birinin farklı karakterleri olan bu sevimli yunusların biri insanlarla beraber yüzerken diğeri dinlenmeyi bırakıp dikkatleri üzerine çekmek için çeşitli numaralar yapmaya başlıyor. Yunuslar kaç yaşında diye merak edip sorduğumda ‘Doğal ortamında sürü halinde yaşayan bu Akdeniz Afalinası ortalama 30-35 yıl yaşar. Bizim yunuslarımız Ada 18-20 ve West ise 12-14 yaşındalar’ diye cevap veriyor Cenk Bey ve şöyle devam ediyor:

İlgili yazıyı okumak için şu linke tıklayınız: http://www.ntvmsnbc.com/id/24995969/

Domuz Gribi ile ilgili yazım NTVMSNBC.com da

İnfluenza Salgınlarından Korunmak için Ruh ve Beden Temizliği

Bağışıklık sistemimizin tam ve güçlü olmasının bizim kendi hakkımızdaki duygularımızla çok alakası vardır. Eğer kendimiz hakkında olumlu düşünen ve öyle tavırlar alan bir kişiysek bu savaşı sinir sistemimize bağlı olan bağışıklık sistemimiz kazanır.

“Tüm dünyaya yayılmakta olan domuz gribi mutasyona uğramakta olan bir influenza salgınıdır. Bir solunum yolu hastalığı olan, insan, domuz ve kuş gribi virüslerinin bir karışımından oluşan bu virüse karşı insanın doğal bağışıklığı bulun(m)uyor. İlk ortaya çıktığı yerde bu hastalığa yakalanan 4 yaşındaki Edgar ona uygulanan geleneksel tedaviye hemen cevap verip kısa sürede iyileşti. Şimdi turp gibi ve asıl önemlisi testleri, bu hastalığa hiçbir zaman yakalanmamış gibi temiz çıktı.”

Dünya üzerindeki güncel domuz gribi salgınına karşı nasıl bir doğal bağışıklığımızın olduğunu size anlatmadan önce gelin öncelikle kısaca (olası) düşmanımızın kim olduğunu ve hayat tarzını tanıyalım. Virüsler tıpkı biz insanlar gibi belli bir grup bilincine sahiptirler. Yani tıpkı 100. maymun hikâyesinde olduğu gibi nasıl 100. maymun patateslerin kumunu yıkadığında tadının daha lezzetli olduğunu keşfettiği anda dünya üzerindeki tüm maymunlar artık patateslerini yıkayarak yemeğe başlarlarsa virüsler de aynı şekilde aralarında haberleşerek insanoğlunun bulduğu aşılara rağmen yaşamaya devam edebilmek için gerekli değişime uğrarlar. Bunun nedeni yaşayan herkesin bağlı olduğu doğanın ortak bilincidir. Bizler ise aynı grup bilincindeki virüsler gibi hep birlikte belli bir konuya odaklanıp virüslerle aynı şekilde düşünmeye başlarsak onlarla birlikte birbirimize doğru çekilmeye başlarız. Bu doğanın kanunudur çünkü virüsler ve insanlar artık aynı morfogenetik alanı kullanmaya başlamışlardır.

devamı için linki tıklayınız: http://www.ntvmsnbc.com/id/24974912/

15 Kasım 2006

DNA Aktivasyonu ve Bilinçli Şifa Hakkında

Merhaba Arkadaşlar,

Aşağıdaki alıntıları bir çok kaynaktan yaptım. İsimlerini kopyalamadım bilginin tamamına ihtiyaç duyan olursa burcakalkanli@superonline.com adresime mail atsın size gönderirim. Bu çevirilerin çoğunluğu Saffet Güler arkadaşımın çevirileridir. Kendisinin "DNA ve Bilinçli Şifa" isimli dilimize çevirdiği ve yayınladığı kitabını okuduktan sonra gerçek anlamda aydınlandım. Artık yükselmek (ruhun bedene tam olarak inişi), DNA aktivasyonunu gerçekleştirmek (hastalıksız bir hayata kavuşmak) veya (aslında kendi isteğimizle kapatmış olduğumuz) psişik yeteneklerimizi açmak için sadece ses ve niyet enerjisine sahip olmanın yeterli olduğunu biliyorum. Herkese bu değerli bilimsel kitabı okumaarını tavsiye ediyorum. Ulaşmak için: http://www.kosulsuz-sevgi.com/

Sizlere buraya küçük anetdotlar düşerek konunun önemini belirtmek istiyorum.

“Ezoterik ve spiritüel öğretmenler bedenimizin lisan, sözcükler ve düşünce ile programlanabileceğini yüzyıllardır bilmekteler.”

“…Bu hiperiletişim prosesi gevşeme durumunda en fazla etkindir. Stres, üzüntüler veya hiperaktif zeka başarılı hiperiletişimi önler veya bilgi tamamen değişir ve yararsız olur.”

“Hareket halindeki şuurun NİYET hali olduğunu söylemekle başlayalım.”

“Formların ve davranışların karakteristikleri, fiziksel, kimyasal ve biyolojik sistemleri şekilleyerek görünmeyen organizasyon alanlarını yaratıyor ki bunu Sheldrake morfogenetik alanlar diye adlandırıyor. Bu alanlar hareket halindeki şuurun görülemez alanları, yani NİYET bizim realitelerimizi değiştiriyor. “

“Niyetlerimizden yararlanmaya ve içgüdülerimizi takip etmeye hazır mıyız? Kalplerimizi açmaya ve atışlarını duymaya hazır mıyız? Niyet, içgüdüler, kalbin gösterdiği yollar bizim yaşamla ilgili tüm sorularımıza çözüm ve yanıtlar içermektedir. Başkalarına kendimizle ilgili sorduğumuz soruların yanıtları sadece ama sadece bizim içimizdedir. Ancak kendimizi daha fazla ilgiyle ve dikkatle dinlemeliyiz. Peki diyelim ki içimizden gelen bir ses duyduk, niyet hissettik, mesajı anlayabiliyor muyuz? Yanıt sadece "EVET" olmalı. Biraz disiplin gerektiren bir çalışma evet ama düşüncelerinizdeki ve duygularınızdaki değişimlere inanamayacaksınız....

İç sesinizi duyabilmek ve içten gelen mesajları algılayabilmek için on basit teknik:

1. İlk ve en temel olanı beyninizi Teta frekansına getirmeyi öğrenin (saniyede 4-7 devir) Bunu kısa ama derin bir meditasyonla veya iyi bir imgeleme tekniği ile başarabilirsiniz.

2. Yere bağlı kalın. Meditasyon sırasında her zaman bedeninizde kalın. Onu bırakıp bir yerlere uçmayın.

3. DNA nızın bedeninizdeki her hücresinde bir kopyası olduğunu bilin. Bu sizin genomeniz olarak adlandırılır. Her genome kendi zekasına sahiptir ve sizin yüksek iyiliğinize hizmet eder.

4. Hücrelerinizle ve DNAları ile direk olarak konuşun. Hücreler birbirleri arasında haberleşirler. Onlar size toplu halde mesaj gönderirler. Kollektiftirler. Onlara onları sevdiğinizi söyleyin.

5. Bedeninize ve içindeki her hücreye saygı duyun. Hücrelerinize her zaman nezaketle, güvenle ve saygı ile davranın.

6. Bedeninize sizinle eşdeğer bir arkadaş gibi davranın. Ona kendini ifade etmesi için fırsat verin. Ona sorular sorun. Onu dinleyin. Bedeninize onun kutsal olduğunu söyleyin. İçinde yaşamın mühürünü taşıdığını asla unutmayın.

7. Bedeninizi Ruhunuzla konuşması için yüreklendirin. Ve eğer yüksek iyiliğiniz için bir şey istiyorsanız zihin bedeninizin üstünde yer alması için ruhunuza müsaade etmesini isteyin.

8. Bedeninize olabildiğince bol sevgi gönderin. Onu iyi bir şekilde besleyim. O size neye ihtiyacı olduğunu söyleyecektir.

9. Bırakın OYNASIN, koşsun, egzersiz yapsın, en önemlisi KAHKAHA ATSIN.

10. Son olarak, zihninizde ve kalbinizde yeni bir idrak üçgeni kurun. Bunun içinde Tanrı Şuuru, DNAnızın şuuru, ve sizin şuurunuz olsun. Bu yeni şuur üçgeniniz sizin yeni güç kaynağınız olacaktır.

Bu teknikler sizin bedeninizi hücre seviyesinde gerçekten güçlendirerek sizinle iletişim kurmasını sağlayacaktır. Atıl enerji niyetle, iç güdülerle ve kalbin sevkiyatı ile çalışacağı için yaşamı daha berrak algılayabileceksiniz. Daha açık olacak ve dinlemeye hazır olacaksınız. Böylelikle kendinize ve duygularınıza yeniden güvenmeye başlayacak ve hem kendinize hem de yaptıklarına karşı güven dolu bir kimlik kazanacaksınız. Bu teknikleri kullanarak bedeniniz sizin karar verme mekanizmanız içinde sadık ve güvenilir bir yardımcınız kesilecektir. Beden şuurunun kendini fiziksel, duygusal, entelektüel ve spiritüel alanlarda tam olarak ifade etmesine olanak sağlayacaktır.

Anahtar dinlemek ve güvenmektir. Siz öncelikle sağlık konusunda odaklanın, sonra sırasıyla ilişkiler konusunda yaşamdaki rollünüz ve amaçlarınız konusunda odaklanarak daha yoğun mutluluk ve kafa sağlığı elde edeceğinize emin olun.

Bizlerin fiziksel, duygusal, entelektüel ve spiritüel yapılarımız ne kadar dengeye kavuşursa, zihnin madde üzerindeki etkisi hakkındaki anlayışımızda o kadar berraklaşacaktır. Bundan böyle yükümlülüklerimizi başkalarının yerine getirmesini beklemeyeceğiz. Onları kendimiz yapacak kudrete sahibiz. Şuurlu DNAlarımız sayesinde kendimizi tüm kudretimizle ifade edebileceğimizi anlayacağız. Gerçek mucize içimizde. O güvendir. O ilahidir. O bizim.”

“Normal iki - iplikli DNA ile doganlarin bedenlerindeki degisimlere ne sebep oluyor?

BF : DNA mizin degismesi icin en kolay yol bir virüstür. Virüslerin kötü olmasi gerekmiyor. Virüsler sadece yasayan dokular üzerinde yasarlar. Epstein Barr ve Herpes #6 gibi DNA virüsleri hücresel yapiyi degistirir. Retrovirüs HIV (ters yöne ceviren, geriye dogru ceviren virüs) DNA virüsü degildir. Bu virüs bedeni degistirmek yerine, onu yiyip bitirir. Bu sürecten gecen ve diger taraftan cikan cogu insan yeni bir meslek, yeni bir düsünme yolu veya en azindan hayatin yeni bir yoluna baslama durumuna sahip olur. Onlar gercekten hasta, yorgun, veya bazen ümitsiz hissedebilseler bile, bu bir armagandir. DNA yapilarini ve bedenlerini bir sonraki nesilde görülebilecek olan daha hafif, daha saglikli bedene dönüstürmeleri icin onlara bir sans verilmistir. Görülmekte olan melekler bizim kaymakta oldugumuzun isaretleridir. Anladigim kadari ile, 2012 ye kadar bu süreci tamamlamamiz gerekiyor.”

“Hücresel bir degisimle siz bazen sanki burada degilmis gibi hissedeceksiniz. Bitkinlik hissedebilirsiniz, cünkü hücrelerimizi tamamen degistiriyoruz ve yeni varliklar oluyoruz. Yeni dogmus bir bebek gibi, uzun süren dinlenmelere gereksiniminiz olabilir. Biz, daha büyük seyler icin programlanirken, zihinsel karisiklik ve rutin islere konsantre olamama ortaya cikabilir. Bedende özel bir nedeni olmayan aci ve agrilar geneldir. Cogu insan cildiracakmis gibi hisseder. Onlar eger ortodoks bir tibbi kurulusa giderlerse, onlara Prozac verilir, cünkü bu kurumlar bunun ne oldugunu tanimlayamazlar. Bu tibbi uzmanlar icin zordur, cünkü enerji bedeni ile calismaya alisik degiller. Cünkü cakralar endokrin sistemimiz ile baglantilidir, kadinlar hormonal degisimlerden geciyorlar. Bir neden olmadan aglamalar olabilir, cünkü aglamak hormanlari serbest birakir. Bizler hizlandigimiz icin, bir cok kadin menapoza daha erken girecek. Erkekler, cok etkin olmaya aliskin olduklarinda bitkinlik ile hüsrana ugrayabilirler. Erkekler feminen yanlarinin aciga ciktigini hissedebilirler, cünkü feminen sezgisel yöndür. Son 20 - 30 yilda ortaya cikan duygusal terapi bu degisimler icin yeni teknikler ile bizi hizlandirdi. Cok kisa bir süre icinde ( binlerce yil sürmesi gereken) gercekten cok büyük miktarda duygusal calisma yapiyoruz.”

“Buna, bir hastaligi tedavi etmek yerine bireysel varliklar ile calisma görüs acisindan yaklasiyorum. Latincede ‘Doktor’ egitici anlamina gelir. Gercek bir sifaci olarak gösterebileceginiz tek etkin hizmet gerekli araclarla bireyleri güclendirmek ve gercekte ne oldugu ile ilgili onlara güven vermek ve iyilesirken ‘negatif belirtilerden’ özgür olmalari ve iyilesebilecekleri güvenini vermektir. Öncelikle, geleneksel olarak yapilmayan immunolojik (bagisiklik bilimine ait) testleri istiyorum. Bu ileri derecede uzman bir laboratuarda gerceklestirilen bir kan laboratuar testidir. Sonra hastalara kendileri ile ilgili bilgi veririm. Bu, iyilesme gücüne sahip olabilmeleri icin bir degisim haritasi gibidir. Ben sifaci degilim, sadece onlarin kisisel iyilesme süreclerinde bir enstrumanim. Kendi kan testlerine bakan ve bilincaltlarinda tikirdamalara neden olan, bedenlerinde neyin meydana geldiginin haritasini gören bir kiside güc vardir. Kisinin sorumluluk almasi ve kendi isini yapmasi gercek anahtardir.”

“Bulunan sey suydu ; DNA, arastiricinin duygularina göre KENDI SEKLINI DEGISTIRDI :

1. Arastiricilar minnettarlik, sevgi ve takdir HISSETTIGI zaman, DNA GEVSEYEREK yanit verdi ve iplikler yaralanmamisti. DNA nin uzunlugu daha fazla artti.

2. Arastiricilar öfke, korku, hayal kirikligi veya stres HISSETTIGINDE, DNA DARALARAK (sikisarak) yanit verdi. DNA kisaldi ve bizim DNA kodlarimizin çogunu KAPATTI ! Eger negatif hisler tarafindan "kapandiginizi" hissettiyseniz, simdi bedeninizin de neden esit olarak kapandigini biliyorsunuz. Arastiricilar tarafindan sevgi, nese, minnettarlik ve kabul hisleri tekrar hissedildiginde, DNA kodlarinin kapanmasi tersine döndü ve kodlar tekrar açildi.

Bu deney daha sonra HIV - pozitif hastalarla test edilerek tekrarlandi. Sevgi, minnettarlik ve kabul hislerinin, bu hisler olmadan ölçülen DIRENÇten 300,000 KEZ büyük DIRENÇ gösterdigi kesfedildi. Böylece,saglikli kalmaniza yardimci olabilecek seyin yaniti budur, hangi korkutucu virüs veya bakteri etrafinizda yüzüyor olursa olsun. Nese, sevgi, minnettarlik ve takdir/kabul hisleri içinde kalin !

Bu duygusal degisimler elektro - manyetiklerin etkisinin ötesine geçmistir. Derin sevgi içinde olmayi ögrenmis bireyler DNA larinin seklini degistirmeye muktedirdir. Gregg Braden, bunun yaradilisin tümünü birbirine baglayan yeni farkina varilan bir enerji formunu gösterdigini söylüyor. Bu enerji, her seyi birbirine baglayan SIKICA ORULMUS bir AG gibi görünüyor. Esasen, TITRESIMIMIZ vasitasi ile yaradilisin bu agini etkileme gücümüz var.


OZET : Bu deneylerin sonuçlari bizim simdiki durumumuzla nasil uyusur ? Bu, her ne oluyorsa olsun, güvende kalmak için bir zaman hattini nasil seçebilecegimizin ötesindeki bilimdir. Gregg Braden’in "Isaiah Etkisi"nde açikladigi gibi, temelde zaman sadece lineer degildir (geçmis, simdi ve gelecek), ayrica bir derinligi vardir. Zamanin derinligi tüm olasi dualari ve edilmis veya mevcut dualarin zaman hatlarini içerir. Aslinda, bizim tüm dualarimiz önceden yanitlanmistir. Biz, sadece HISLERIMIZ vasitasi ile yasamakta oldugumuz dualari aktive ediyoruz. Bu, bizim realitemizi nasil yarattigimizdir : onu hislerimizle seçerek. Hislerimiz Evren’deki enerjinin ve maddenin tümünü birbirine baglayan yaradilisin agi vasitasi ile zaman hattini aktive ediyor.

Evrenin yasasinin, odaklandigimiz seyi kendimize çektigimiz oldugunu hatirlayin. Eger gelebilecek bir korkuya odaklaniyorsaniz, Evren’e korktugunuz seyi size göndermesi için kuvvetli bir mesaj gönderiyorsunuz. Bunun yerine, kendinizi nese, sevgi, kabul veya sükran duygularina getirebilirseniz ve hayatiniza bunlardan daha çok getirmeye odaklanirsaniz, negatif seylerden otomatik olarak kaçinmis olursunuz. Hislerinizle farkli bir zaman hattini seçiyor olursunuz. Inanilmaz derecede kuvvetli bir bagisiklik sistemini sürdürecek bu pozitif duygularda kalarak anthraxa veya herhangi grip, virüse vs. yi yakalanmayi önleyebilirsiniz.”

“Kadim harfler ile modern elementlerin yerini değiştirince, Yaratıcımızın isminin yüzde 75 ini temsil eden ilk üç harfi paylaşmamıza rağmen, kimyasal ismimizin dördüncü ve son harfinin bizi Tanrı’dan ayrı düşürmekte olduğu açıktır. Tanrı’nın varlığı üç gazın, hidrojen, azot ve oksijen, görünmez ve elle tutulmaz formu iken, ismimizin son harfi bize bedenimizin rengini, tadını, sertliğini ve seslerini veren “nesne”dir : karbon. Bizi Tanrı’dan ayrı düşüren tek harf ayrıca bizi dünyamızda “gerçek” yapan elementtir.”

“Tipki ölümde oldugu gibi, salivermek degisim sürecinin en önemli
kismidir, çünkü kisi eski degerleri ve varolus yolunu yeni ve tamamen farkli
olan yasam ötesine götüremez. Bundan dolayi, degisim boyunca ilerleme, eger
onlar yeni varolus yolumuzu desteklemiyorlarsa simdiki iliskilerimizi, isimizi,
kariyerimizi, evimizi, sahip olduklarimizi vs. terk etmeye bizi
zorluyor.

Bundan dolayi, fazla miktarda endise ve korku hissediliyor, cünkü bu
degisimler önceden ilerleme halinde, bir cok insan bunun bilincinde olmasa
bile. Ayrica, fizyolojik yapimizin degismesi son zamanlarda hizlandi ve bunun
sonucu olarak bedenlerimizde ortaya cikan bir cok gecici fiziksel belirtiler var.”

“Bunlardan bazilari sunlardir :

1 - Grip benzeri semptomlar - yüksek ates, terleme, kemiklerin ve
eklemlerin agrimasi vs.

2 - Migren agrilari - agri kesicilerle gecmeyen bir cok agri.

3 - Arasira ortaya cikan ishal.

4 - Arasira ortaya cikan burun akmasi - üsütme ya da yüksek atesten
kaynaklanmayan 24 saat süren aksirmalar.

5 - Basdönmesi

6 - Kulaklarda cinlama

7 - Kalp carpintilari

8 - Tüm bedenin titrestigini hissetmek - özellikle gece gevsemis
durumda iken.

9 - Siddetli kas spazmlari - ve bedende agri, özellikle sirtta.

10 - Karincalanma hissi - kollarda, ellerde, bacaklarda ve
ayaklarda.

11 - Kas gücü kaybi - ellerde,; dolasim sistemindeki degisimlerden
kaynaklanir.

12 - Ara sira ortaya cikan solunum güclükleri - ve/veya gevsemis
durumda iken daha güclü veya yüksek nefes alip verme.

13 - Bagisiklik sisteminde degisiklikler

14 - Lempatik sistemde degisiklikler

15 - Yorgun hissetmek - ya da kücük bir isten bile bitkin düsmek.

16 - Daha uzun ve normalden daha sikça uyuma istegi,

17 - Tirnaklarin ve saclarin normalden daha hizli büyümesi

18 - Gercek bir sebebi olmayan depresyon nöbetleri

19 - Gecmisi desme - kisisel konularda berraklik kazanarak
iliskilere bakma,

20 - Dev bir temizlik hissetme

21 - Gerilim, endise ve yüksek stres seviyeleri - cünkü kisi bir
seylerin meydana geldigini hissediyor, ancak bunun ne oldugunu bilmiyor.

Bu semptomlarin cogu, cok sayida insan tarafindan hissediliyor. Cogu
panik halinde doktorlara, siropraktörlere, herbalistlere vs. kosuyor, ve
genellikle onlarda yanlis giden bir sey olmadigi söyleniyor. Ve bu dogrudur. Tüm
semptomlar gecicidir ve basitce bu fizyolojik degisimlerin meydana
geldigini gösterir.

Yukaridaki semptomlar icin tavsiye edilen bazi ilaçlar/careler
sunlardir ;

· Akisa uyun, onunla mücadele etmeyin. Yorgun ve bitkin
hissederseniz, dinlenin ve bol bol uyuyun.

· Cok fazla miktarda su icin, cünkü siz normal olandan daha cabuk
sekilde suyu bosaltiyorsunuz ve toksinleri temizliyorsunuz.

· Duygusal gerilim ve stres seviyelerini iyilestirmek icin valerian
gibi gevsetici bitkileri deneyin.

· Boyotu (fenugreek) lempatik sistemdeki stresi giderir ve toksin
gidermeye yardimci olur.

· Kas spazmlarini iyilestirmek icin camur banyolarini deneyin veya
bir bardak Epsom tuzu eklenen sicak suda uzun süre kalin. Bunu her gün yapin.

· (Bu listeye enerji calismalarini da ekleyebiliriz)

Kalp carpintilariniz veya solunum güclükleriniz olsa bile, bu kalp
cakrasindaki veya bogaz cakrasindaki bloklarin cözülmesindendir ve semptomlar
gecicidir.
Ölmüyorsunuz, sadece degisiyorsunuz !

“Çogu zaman, Ruh bedene inerken, kisi olaganüstü kendinden geçme (cosku) ve çok büyük mutluluk hisseder. Bir açiga vurma, genislemislik, amaç berrakligi hissi olabilir ve her seyi yeni gözlerle görme duyumu olabilir.

Hos olan çok büyük mutluluk durumundan tam bir yönünü sasirma durumuna kadar, öznel deneyimler degisir. Bir inisin ne kadar dramatik hissettirecegi, kisinin önceden entegre oldugu Isigin derecesine, kisinin kim oldugu ve neden burada oldugu ile ilgili inançlarinin katiligina ve bu zamanda Ruhun bedeni ne kadar kapsamli olarak yeniden - modelleyecegine baglidir. Bir inis zamaninda, Ruh, Isikbeden yapilarinin titresimini artirirken, zihinsel, duygusal ve eterik mavikopya bedenlere bilinçliligin tümüyle yeni modellerini kurar. Farkli bedenler ondan sonra geçis yapmali ve realitenin daha genis resimlerini barindirmak için genislemeli ve sinirliligin eski modellerini salivermelidir.”

Tüm seviyelerdeki bu radikal degismeler ile, çogu zaman basagrisi, mide bulantisi, yorgunluk, ishal, ates, bedende agrilar ve basdönmesine neden olan fiziksel formdan yogunlugun saliverilmesi baslatilir. Bu genellikle 72 saat içinde geçer. Bazen bireyler yönünü sasirmis hisseder, çünkü "Ben kimim ve neden buradayim?" sorusuna eski yanitlar artik mevcut degildir. Herhangibir rahatsizliga ragmen, çogu insan canlanma, büyük cosku ve özgürlük hisseder. Psisik ve çok - boyutlu farkindalik gelisirken, kimligin ve amacin yeni genis bir hissi tezahür eder. Ruh geçmise basvurmayi tamamen kirmak ve çok büyük, sinirsiz, çok - boyutlu Isik Ustadi olarak SIMDIDE yasamak için aktivasyon saglar.

Yeni : Isikbeden aktivasyonu ile, kalp çakrasi daha yüksek fonksiyonlarina açilir ve diger çakralar üzerinde üstünlük saglar. Bu, ayrica diger alti çakranin kendi daha Yüksek Ilahi fonksiyonlarinda islemesini baslatir. Yedi mühür açilir ve çakralar konik sekilden küresel sekle dönüsür. Sonra onlarin hepsi, birlesik çakra olarak adlandirdigimiza birlesmeye baslar. Fiziksel bedenin disinda bulunan diger yedi çakra sekizinci, dokuzuncu ve onuncu çakralarla birlikte aktive olmaya baslar. Bu daha yüksek çakralar birlesik çakraya açilir ve duygusal, zihinsel ve Ruhsal bedenlerin birlesmesini hizlandirir. Kalp çakrasi çok - boyutlu olarak açilirken, diger çakralar da daha fazla birlesir ve enerji bedenleri olur.

Bu, Ruhüstü (oversoul) olarak, Mesih ruhu olarak yükselis için araç olan birlesik enerji alanini olusturur ve BEN’ IM varligi onunla birlesmek için iner. Kök veya Ilk Çakra omurganin tabaninda yerlesiktir. O, bedeni gezegene baglar ve bedende yasam - gücünü düzenler. O ayrica hemen onun üzerinde ve arkasinda yerlesik olan Içgüdüsel Merkezle baglidir. Sakral veya Ikinci Çakra bedende cinsel ve yaratici enerjiyi yönetir. Solar Plexus veya Uçüncü Çakra gücün ve ego yoluyla iradenin gücünün merkezidir. "Ego" Alt Bedenlerle birlesiktir, Fiziksel, Duygusal ve Zihinsel Bedenler. Kalp veya Dördüncü Çakra gögüsün merkezinde bulunur. O Birlesik Çakra için temeli ve merkezi olusturur. O sevginin ve tezahür ettirmenin kaynagidir.

Bogaz veya Besinci Çakra kisinin gerçeginin ifade edilmesini yönetir. Uçüncü göz veya Altinci Çakra gerçegin algilanisini yönetir. Uçüncü Göz yapisi tam onun önündedir. Taç veya Yedinci Çakra bedenle daha yüksek çakralari ve Spiritüel Bedeni birlestirir. Alfa Çakrasi basin 8 inç (20 cm) yukarisinda ve Omega Çakrasi omurganin 8 inç asagisinda yerlesiktir ve ikisi arasinda Elektrik, Manyetik ve Yerçekimsel fonksiyonun Metatron’unun Dalgalarini olusturur. Onlar çapa olarak islev görür - Alfa alt bedenleri üst - boyutsal benzerlerine (kopyalarina) baglar ve Omega alt bedenleri enkarnasyonlarinin holografik izgarasina baglar.”

“Düşünce ile DNAyı değiştirebilirsin”

“DNA’yı deşifre etmeye gerek yok. Basit bir şekilde insanın kullandığı lisandaki kelime ve cümleleri kullanabilirsiniz. Yaşayan dokudaki DNA maddesi, eğer gerekli frekanslar kullanılırsa, lisana – ayarlanmış lazer ışını ve hatta radyo dalgalarına her zaman tepki verecektir. Bu ise düşünce ve kelimelerin, cümlelerin, enerji çalışmalarının neden etkili olduğunu ve neden iyileştirici neticeler elde edildiğini açıklamakta”

“Spritüel öğretmenler bedenlerimizin kelime, düşünce, ses ve titreşimlerden etkilendiğini ve tekrar programlanabildiğini asırlardır bilirler ancak bunun bilimsel olarak ta ispat edilmesi yolumuza daha da somut bir ışık tutmakta.”

“DNA bu bilgi parçacıklarını çeker ve bizim bilincimize aktarır. Bu tarz Hiper bağlantı en çok gevşemiş ve dingin bir durumda oluşur. Stres, korku, üzüntü veya Hiper aktif bilinç hali bilginin akışını engeller ve hiper bağlantı oluşumunu engeller.”

“Ne kadar hizli giderseniz, zamani o kadar gerer ve onu yavaslatirsiniz.”

“Sirasi gelmisken sevgili Insan Varligi, bu boyutlararasi sekilerde yapmanizi istedigimiz seyin çekirdegidir. Bedeninizdeki saati yavaslatmanizi istiyoruz. Zamani germek uygundur, çünkü bunu yapmak için yeterince hizli gidiyorsunuz. Belki bu mantigin ters tarafinda oldugu görülen seyi anlamaniza yardim eder. Zaman hiz ile ilgilidir. (hiza baglidir).”

“Boyutlararasi , gercek bir ilimdir. O , tipki iskemle gibidir. Buna gore sizin inanciniz da , „“Boyutlararasi bilgi beni tasir „“ olmalidir.

Kural numara 1 : Bu ilk ve temel bilgidir. Eger bunu asamazsaniz , boyutlararasi hicbirsey sizin icin islemez. Soyle sorabilirsiniz, “ Kryon , ben bunu nasil yapabilirim“ O zaman ben de size sunu sorayim ; “Herhangi bir seye nasil inanirsin? „ Simdiye kadar pek cok kez konustugumuz Dualite soganini soymaya baslayin. Birakin ozunuzun yuksek benligi sizinle , anlayabileceginiz sekilde konussun ve bu sekilde titresmeye baslasin. Sezgi nasil anlatilabilir? Dogdugu andan itibaren kör olan birine mavi renk nasil izah edilir? Ogrenmenin adimlari nelerdir? Bazen isler merdiven basamaklari ya da lineer harekete gerek kalmadan da yuruyebilmelidir . Bazen isler yanlizca oyle olmalarini istediginiz icin , olur.

Bir an icin hareketsiz kalin , ve Tanri oldugunuzu bilin. Butun bunlarin size ait oldugunu anlayin. Cok basittir hepsi de , ama oyle olmasini secerseniz , cok zordur da. Adimlari adlandirmaya calistiginizda , akil , insanlik olgusu ve 4B paradigmasi onunuze engel olarak cikar. Birini nasil sevmek gerektigini anlatan adimlar ne olabilir? Sezgiye erismenin adim adim yolu nedir ? Anliyor musunuz , bazi seyler size 4B icinde verilemez. Bu katman sizin aktive olmasini istemeniz icin izin bekleyen dogal bir biyolojik parcanizdir, sadece rahatlayin ve birakin olsun.

Kural numara 2 : Onu hergun selamla ! Hucrelerinle konus. Onlarin muhtesemligine bak , ve onlarla yuksek sesle konus ki, patronun kim oldugunu anlasinlar. Bu inanci cogaltir, ve yeni tür saglam bir realite ortaya cikartir.

Kural numara 3 : Size nasihatimiz : Yapabildiginizce , gezegeninizdeki acilan kapilari ziyaret edin. ( Bu arada , simdi birinin uzerinde oturuyorsunuz , Diger bazi kapilardan da bahsetmistik size , ki , bunlar geri kalan diger Lemurya tepelerinin en ustlerinde bulunur . Easter Adalari , Hawai , Yeni Zellanda , ve Shasta Dagi. Bunlarin haricinde bir kac tane daha mevcuttur . ) Sonra oradaki enerjiyi hissedin ve kendinizi bununla doldurun . Bu size cok uyacaktir.

Kural numara 4 : Gaia ile partnerlik icine girin. Bu ne demektir? Bunun manasi „“Kristalini hissedin „“ dir. Gidin ve icine yatin . Cimenlere dokunun , ayaklarinizi dereye sokun ve bir parcanizin onun icinde oldugunu bilin. Anne ile birlik olun , ve gordugunuz hersey ile kuantum bir halde butunlestiginizi bilin. Gaia’nin dun soyledigi gibi , ( Pepper Lewis kanali ile ) o bir anne enerji degil , ne de bir kiz veya erkek kardes enerji . O bir evliligin getirdigi muhtesemlik degil. Ama o , bir “en yakin arkadas „ buyuklugu , muhtesemligi ve kutsalligi tasiyor. Ve , asil gercek te budur.

Peki , nerede ise sonuna yaklastik. 7. Katmanin bir ismi daha var. O bir Dragon katmani - , yaratici , yildiz tohumu , Lemuryali , Indigo . O , sizi yeniden orijinal tohum biyolojisi potansiyeline tasiyan uyanma bilinci . 7. katman tipki bir zaman kapsulu gibi uykuda idi.O icinde tibbi sezgiyi tasiyan katmandir.”

“İddialara göre bazı dış etkiler, örneğin dış frekanslardan müzik gibi, DNA molekülünün içine işleyebilir, ve nükleotidlerin aktivasyonuna sebep olabilir. Ve yararlı olduğunda da, aynı etki, ilgili sinir hücrelerine de yayılabilir.”

“Fakat dünyaya gelişte bu tohumlanmanın yanında kötü bir şey oluyor ve geri-evrim başlıyor. Popol Vuh ile veya Adem ve Havva’nın düşüş efsaneleriyle, DNA’nın derece olarak düşmesi ve insanlığın bilinç ve bilgisinin azalmasının sembolik olarak anlatıldığı gibi. En son DNA düşüşü ise Hiroşima ve Nagazaki nükleer bombalamalarıyla oluşuyor. Bu gibi deneyimlerde DNA taşıdığı bazı bilgileri kaybediyor. Evrenin holografik yapısına göre, örneğin nükleer
bombalamalara maruz kalma gibi olaylarda yalnız o olayı doğrudan yaşayanlar değil, evrendeki her birey, türün tamamı acı çekiyor. Tıpkı tek bir bedenin organlarında olduğu gibi, bir tekindeki rahatsızlık bütününü etkiliyor. Ve doğa da aynı yolla etkilenip zarar görüyor. Konuyu bağlamak gerekirse, tüm bu olanlar insan DNA’sının şu an kullanılamayan kısmından kaynaklanıyor ve bu bölümün eksikliği şiddet, savaşlar, kıskançlık gibi olumsuz
tepki ve davranışların uç sınırlara ulaşmasına sebep olarak insan yaşamlarının bunlar içinde feda olmasıyla sonuçlanıyor.”

“Doğa ve Mutlak Zeka kendi dengesini kurdu. Ve bu dengelenişler, serbest iradeyi işin içine katmazsak, DNA istekleri düzeyinde sürekli devam ediyor ve genlerle bir sonraki kuşağa aktarılıyor.
Ta ki bu döngünün içindeki bireylerden biri yaşanılan mücadele ortamlarında affetmeyi seçerek ve kendine hakim olarak karşıdakini öldürmekten kendini alıkoyana dek. Ve böylece o sabit zaman noktasında Karma çözümleniyor ve söz konusu bireylerin DNA’sına bu
değişim kaydediliyor. Çok kullandığımız “Tarih tekkerrürden ibarettir” sözü de bunu anlatıyor olsa gerek.”

“Tonlar /DNA

Ses sözcüğü çok eskidir. Ses iyileşmiş veya bütün anlamına gelir. Nazik sesler bizi gevşetir : sert sesler bizi rahatsız eder. Sesler titreşimlerdir ve frekansları vardır. Bazı sesler işitilebilir, bazıları işitilmez. Mikroplardan galaktik araştırmalara dek iletişimin herhangi olası şeklini yaratmak için sesi manipüle edebilirsiniz.


Çoğumuz seçtiğimiz müzikten zevk alırız. Müzik bizi mutlu edebilir, dans ettirebilir ve hatta duygusal bir hale sokabilir. Müzik mesajlar taşıyan bir seri tonlardır veya rezonansa giren frekanslardır.


DNA tonlar ile iletişim kurar. Ayrıca insan zihninin niyeti, her bir DNA ipliği ile tonlar vasıtası ile iletişim kurar. Sonra, DNA ipliklerinin amacı, tonlar vasıtası ile tüm diğer DNA iplikleri ile anında iletişim kurmaktır. Bu kromozomları, sonra hücreleri değiştirir. DNA şifacıya kendi niyetini/amacını anlatmak için tonları kullanır.


Hücreler birbirleri ile iletişim kurar. DNA Aktivasyonları bedende hücresel iletişimi güçlendirir ve eğer bir başkası tarafından aktive edilirse veya iyileştirilirse, sizle şifacınız arasındaki iletişimi güçlendirir. Bu, DNA değişimi ile ilgilenirken önemli bir faktördür. Siz aktive olduğunuzda, bir başkası ile fiziksel temas onlarda hücresel yeniden yapılanmayı başlatabilir. Bu, DNA Aktivasyonu aldıktan sonra müşterileri üzerinde çalışan ve şaşırtıcı sonuçlar alan birçok Reiki Üstadı ve masaj terapistleri tarafından gösterilmiştir. Bu işlemin küresel bir seviyede gerçekleştiğini imgeleyin.



Dünya 7.85 hertz’de ses üretir. Buna Dünyanın Schumann rezonansı adı verilir. Bu orada ; onu işitebiliyor musunuz ? DNA nızın içinde, ses yayınır ve alınır. Kültürlerin benzer seslere, ritimlere ve davul çalmaya nasıl yanıt verdiği şaşırtıcıdır. DNA nın nasıl iletişim kurduğu şaşırtıcıdır.”

17 Eylül 2006

1. Geçmiş Yaşam Terapisi Kongresi - Hollanda - Bölüm 1




Merhaba Sevgili Okurlar,

Bu haberi zaman zaman yazmaya devam edeceğim. Okulların açılması ile yeniden gündeme gelen bu konu ilgimi uyandırdı ve sizlerle bu kongrenin kayıtlarını yavaş yavaş Türkçe'ye çevirerek paylaşmaya karar verdim.

Dün Sevgi'nin okulundaydım. Geçen sene okula başlayan ama yalnız 1.5 hafta devam eden bir öğrenci yeniden gelmişti ve öğretmeninin onun kızı olduğunu ısrarla annesine söylüyordu. Bu durumda konudan biraz bahsettim onlara. Bu biraz uçuk bir fikir olarak görülse de kızımla eski öğretmeni arasında da geçmişten bir bağ vardı. O yüzden bu konunun dikkatlerinizi çekebileceğini düşünerek biraz da bu konudan haberler vereceğim.

İlk konumuz A.B.D'den Regresyon ve Geçmiş Yaşam Terapisti Chris Alisa'nın yapmış olduğu bir çalışma. Annenin suyunun gelmesi üzerine normalden 2 hafta önce doğan bir çocuğun Sezaryenle alınması sonucunda (o sırada kürtaj edilip alınacağını düşündüğü için) ileriki yılllarında (7 yaşına kadar) annesi ile arasında olan sorunlar, bir regresyon terapistine gitmeleri ve oyun terapisi uygulanması sonucunda halloluyor. O güne kadar annesine devamlı kızgın olan kız hem okulda öğretmeni hem de arkadaşları ile iyi ilişkiler kuramıyor. Aslında çok zeki olan bu kız doğum travması sırasında korktuğu için yara almış ve tüm insanların ona kötülük edeceklerinden korkuyor. Terapi sonucunda davranışları normale dönüyor. Annesi, terapist ve kız doğumu yeniden hayallerindeki gibi yaşayarak oyun terapisi ile kızın hayatında önemli bir problem olan bu durumu düzeltiyorlar.

Ben şahsen henüz regresyon terapisini denemedim ama bunun etkili olduğu konusunda inançlarım var. Mesela Ege Meta Yayınlarından "Ruhların Yolculuğu" ve "Ruhların Kaderi" adlı kitaplarıyla Michael Newton bu konuyu bana sevdirmişti. Bir de Geçmiş Yaşam Terapistine gidip melek terapisi yaptırmıştım. Orada kalp çakramın açılmasına yardımcı olacak bir tür EFT çalışması yapılmıştı. Bol bol ağladım, blokajlarım açıldı. Onu da tavsiye ederim. Bu tip terapilerde dikkat edilmesi gereken nokta ise egonun geçmişte kim olduğunuza saplanıp kalmaması. Bu bir tip obsesyona sebebiyet verebiliyor. Her ne kadar hayatımızın bir döneminde yeniden aynı karmik döngülere girip tekrarlayan olaylarla karşılaşsak da aslında hayatımızda her geçen gün yeni fırsatlarla da karşılaşırız. Bu fırsatlar bir kaderi değiştirme, yeni bir başlangıç ve hayat, bazen kapanan bir kapının açabileceği yeni kapılar olabilir. Siz siz olun hayat umudunuz eksik olmasın...

Bir de bu konuda okumak isteyenlere Kuzay Burcu Düğümünüzü (Rahu) bulup bu yaşamdaki hayatınızı nasıl ve neden yaşamaya geldiğinizi keşfedebilirsiniz. Kitap online ve gerçek mağazalarda bulunuyor. Jan Spiller'in Ruhsal Astroloji isimli kitabından kendinizle ilgili bölümü bulup okuyabilirsiniz.

Sevgiler,
Şafak Burçak Alkanlı
Yoga Eğitmeni - Yazar

13 Eylül 2006

Diş Hekimi Meslek Hastalığı Spondiliti Önlemek İçin Yoga Uygulaması




15. Uluslararası Yoga Konferansının en beğenilen sunumlarından biri Diş hekimlerine uygulattırılan yoga çalışmasıydı. Diş Hekimi ve aynı zamanda da yoga eğitmeni olan Dr. Ajit S.Oak meslektaşları için bir yoga programı hazırlamış ve programa katılan diş hekimleri ile bir de araştırma yürütmüştü. Sonuçlar kişilerin öznel perspektifinde bir rahatlama ve ağrılardan kaynaklanan şikâyetlerin azalmasıydı.

Son 15–20 yıl içinde diş hekimliği çalışma koşullarında köklü bir değişme oldu. Hastanın oturduğu koltuğun ergonomisi değiştiğinden, diş cerrahisinde uzun süre konsantrasyon gerektiren dar alanda yapılan biçimsiz duruşlardan, fizik kurallarına meydan okunduğundan, ayrıca Bombay şehrinde gece geç saatlere kadar çalışılması gibi fiziksel faktörlerin yanı sıra bir kliniği finansal olarak başlatıp yürütmek, üzerlerine düşülen hastaların, klinikte çalışanların, aile ve toplumun artan beklentilerinden kaynaklanan stres koşullarından dolayı diş hekimleri zihinsel olarak da zorlanmaktadır.

Bombay’ın bir kasabası olan Thane’da 101 diş hekimi ile yürütülen bir araştırma sonuçlarını konferansta okurlarım için dinledim ve Dr. Ajit’in ağzından aktarıyorum: “Rahatsızlıkları ile ilgili soru sorulduğunda omurgadan kaynaklanan rahatsızlıklar erkelerde %57,8, kadınlarda ise % 43,2 olmak üzere toplam %52,4 olarak görülmüştür. Başka türlü rahatsızlıklar da vardır: Omuzlardaki ağrı, ellerdeki ve bacaklardakinden daha fazla belirtmişler. Bu oran 45–54 yaş arası erkelerde en yüksek orandaydı. %48 i hayatlarının bir bölümünde yoga öğrenmişlerdi. %8.1’i ise yoga uygulaması yapıyorlardı. % 82’si ise yoga’nın fiziksel ve zihinsel hastalıkları önleyici, kontrol edici ve iyileştirici fonksiyonuna inanıyorlardı. % 84’ü özelikle diş hekimlerine düzenlenmiş olan yoga kampına katılmayı istedi.

Günde bir saat ve 4 hafta süren ve her sabah katılımın 20 kişiyi bulduğu 28 kişilik bir yoga kampı düzenlendi. Diş hekimlerine faydalı olacağı düşünülen Trataka (göz yogası), “Om” sesini söyleme, bazı basit Asanalar (duruşlar), Pranayama (nefes egzersizleri), Shavasana (ceset pozisyonunda dinlenme), ani gevşeme, Kriyalar (temizleme) ve Bhakti Yoga (Sevgi Yogası) gibi özel yoga çalışmaları yapıldı. Ayrıca duruşların ve nefes egzersizlerinin etkileri, Yoga temelli Stres Yönetimi, anatomi, fizyoloji ve diş hekimlerinin maruz kaldığı meslek hastalıkları hakkında da bazı dersler verildi. Son olarak dişhekimlerinin daha rahat çalışabilmeleri için kliniklerde gevşeme, duruşu daha iyi hale getirmek için yastık kullanmak gibi bazı ipuçları gösterildi.

Eğitim öncesi ve sonrasında parametreler kaydedildi: Durumlarındaki değişiklikleri öznel olarak algılamaları olan mesela kamp sonrası oluşacak ilişkilerin kurulması gibi detayların yer aldığı gelişim formu ve esneklik ve zindelik parametresine (Flexibility and Fitness Evaluation; FFE) bakıldı. FFE protokolünde gün ve gün kullanılan kasların senkronize ve birlikte çalışmaları için yapmış oldukları aktiviteler, sırt zindeliğinin görünüşü, değişik kas gruplarının esnekliği, değişik hareketler serisinde dayanıklılık ve güç ve son olarak da boyun esnekliği zindeliği gelişimi ölçülür. 9 kişi kamptan önce ve sonra FFE ölçümüne girmiştir ve sonuçlar diz, göğüs ve boynun kullanıldığı bazı duruşların daha kolay yapılabilinmesi olarak ölçülmüştür. Kıvrılmalar, 5 kere yapılabiliniyorken bu sayı rahatlıkla 15 e çıkmıştır. Boyun uzatılması açısından, boynun güçlenmesi ile başlarken yastık kullanılırken sonradan yataktan boynu dışarıya sarkıtarak durabilmek çoğunlukta mümkün olmuştur.”

Araştırmanın sonuçları ise şöyle çıkmıştır: Katılımcıların 15’i, öznel algıda değişiklik, 1 den 10 kadar derecelendirilmesi istendiğinde katılımcıların %80 i, zihinsel olarak daha sakin, fiziksel olarak daha zinde, artan esneklik, artan dayanıklılığı 5 ve üstü olarak işaretlemiştir. Kamp sonrası ağrı seviyesi ise % 66.6 sı daha az olarak, % 20’si aynı ve %13.3’ü cevap vermemiştir (başka ağrılarının olmadığı düşünülüyor).

Bu tip bir grup çalışmasının yapılmasını arzu eden diş hekimleri burcakalkanli@superonline.com adresine mail atarak benimle bağlantıya geçebilirler.

Burçak Alkanlı

Hintli Guru Raghuram ile Yoga Temelli Stres Yönetimi Programı (SMET) Hakkında




Firmaların çalışanlarına sunabilecekleri farkındalığı dolayısıyla da üretkenliği artıran faydalı bir eğitim. Raghuram’a göre firmalar bu eğitimi verdirirken çalışanlarına üretkenlikten çok, kendi doğal hallerine odaklanıp içsel mekanizmayı iyileştirip dış koşullardan etkilenmemeye çalışılmasına odaklanmalarını öğütlüyor. Bu yaklaşımın zaten sonuçta her şeyi iyileştireceğini söylüyor.

B.A.: Üniversitenizin Stres Yönetimi Programı (SMET) nelerden oluşuyor?

Raghuram: Temel olarak gevşeme tekniklerinden oluşuyor; bunlar yoga duruşları ve nefes alma teknikleridir. Stres Yönetiminde en önemli şey kişinin kendisiyle ilgili olan farkındalığıdır. Stres içinde olmamızın nedeni farkındalığımızın olmamasıdır. Bir kez farkındalık geliştirebilirsek stresi azaltabiliriz.

B.A.: Programınızı çalışanlara nasıl uyguluyorsunuz?

Raghuram: Bu temelde çalışanları dört beş oturumda eğittiğimiz bir çalışmadan oluşuyor. Ayrıca felsefi zeminini de veriyoruz. Böylelikle entelektüel düzeyde ikna olmuş oluyorlar. Sonra, düzenli bir şekilde kendilerinin uygulayarak stresi aşağıya çekebilmeyi tecrübe etmeleri gerekiyor. Böylece bir süre sonra streslerini azaltmayı öğreniyorlar. Stres kendiliğinden düşmeye başlıyor. Çünkü bu deneyimi içselleştirmiş oluyorlar.

B.A.: Bu program ne zaman geliştirildi ve şimdiye kadar hangi kurumlarca test edildi?

Raghuram: Üniversite merkezimizin yaklaşımı, günlük hayata uygulamada, bilimsel araştırmanın modern yöntembilimini kullanmaktır. SMET 1980’de geliştirildi. Bu tarihten beri birçok insana ulaştı. Bu konuda iki tip araştırma yapıldı. Birincisi kendi bünyemizde, kendi merkezimizde yapıldı. Harika sonuçlar elde ettik. Fizyolojik ve Psikolojik göstergeler ölçüldü. İkincisi ise Hindistan’daki Japon motor firması Suzuki’de gerçekleştirildi. Çok geniş bir araştırma yaptılar. Eğitime tüm çalışanlar katıldı. Başlıca sonuçlar şunlar oldu: Çalışma etkinliği arttı. İkinci olarak sağlık sorunlarından kaynaklanan zorunlu tatillerin sayısında azalma görüldü, çok fazla çalışma saati kazandılar. Ve en etkileyicisi dolaylı bir etki olarak çalışanlara yapılan sağlık harcamaları azaldı. Kullanılan ilaç sayısı azaldı. Bu vücutların daha az zehirlendiğini gösteriyor. Doğal olarak iş başında uyuklamak gibi yan etkiler azaldı. Bugün Hindistan’da SMET daha geniş kitleler üzerinde yoğun olarak uygulanıyor. Yaklaşık 1000 katılımcı oldu. Onların kan basıncı, kalp ritmi, nefesi tutuş, cilt dayanıklılığı (yüksek streste cilt dayanıklılığı azalır) gibi tüm stres parametreleri daha iyi düzeylere geldi.

B.A.: Şimdiye kadar bu program kaç ülkede uygulandı?

Raghuram: Sri Lanka, Japonya, Almanya, Avustralya, Yeni Zelanda, Singapur, İngiltere ve ABD, son olarak Çin’de, ayrıca Afrika’da, yaklaşık olarak 30 ülke. Hindistan’da ise SMET’i yaklaşık olarak 1000 şirkete verdik. Hindistan dışında ise yaklaşık 30 şirkete verildi. ABD’de “Star Pipe Products” isimli devasa bir şirkete her yıl 3–4 program vermekteyiz. Çalışanlarının yarısını eğittik.

BA.: Hindistan’da firmalara stres yönetimi veren başka yoga okulları da var mı? Varsa bunlar hangileridir?

Raghuram: Çok yerleşmiş bir program yok. Bir felsefe okulu var: “Art of Living” (Yaşama Sanatı), sanatçı Ravi Shankar’a ait bir okul. Bir de başka bir Swami Sukha Bhodananda var. Bu iki kişinin okullarının somut stres yönetimi kursları var. Bu okullar dünya üzerinde birçok yerde şubeler açmak konusunda iddialılar. Biz bir üniversite olarak böyle yapmadık, daha çok araştırma ve üniversite çalışmalarına önem veriyoruz. Onların yaptıkları ise Hindistan’ın meşhur yönetim okullarında öğrenciler için yoga dersleri veriyorlar.

B.A.: Türkiye’ye bir çok sefer yapmış olduğunuz ziyaretlerde yapmış olduğunuz gözlemlere dayanarak Türk insanının stres seviyesi hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Raghuram: Birçok diğer ülkeye göre daha az olduğunu düşünüyorum. İnsanlar Türkiye’de çok daha rahat ve duygusallar. Farklı bir hayat tarzları var. Bu yüzden ABD, Singapur veya Japonya’da olduğundan daha az bir stres seviyeleri olmalı. Türkiye’de daha iyi aile tipleri var. Eski bir kültürden geldiğiniz için farklısınız. Geleneğiniz var. İstanbul’da gözlemlediğim kadarıyla gelenekler korunuyor. Hayatı yaşamada doğal bir rahatlığınız var.

B.A.: Şirketler çalışanlarına yoga temelli stres yönetimi öğreterek üretkenliği arttırabilirler mi?

Raghuram: Konuya böyle yaklaşılmamalı. Stresi kontrol edip üretimi artırabilirsiniz ancak odak noktanız verimlilikte olur. Oysa odak noktası aslında çalışanlara daha sağlıklı bir iş ortamı sağlanmasında olmalıdır. Stres yönetiminde önemli olan çalışanların refahıdır. Eminim ki bizler üretkenliliğe odaklanmasak bile kendiliğinden daha iyiye gidecektir. “Benimle çalışırsan stres yönetimi programı öğretirim.” dediğimizde bunu kendi keyfimiz için olduğunu söylüyoruz. Oysa senin iyi olmanı istediğimi hissettirmeliyim. Bu verimlilik fikrini getirerek stres yönetimi yapmayın derim. Eğer senin stresinle ilgilenirsem ailenle daha iyi ilişkin olmasını sağlayabilirim. Çocuğunla daha fazla ilgilenebilirsin. Bu daha önemlidir. Benim çıkarlarım daha iyi olacak diyemeyiz. Sonuçta daha sağlıklı bir toplum, daha sağlıklı bir yaşam tarzına yol açacaktır. “Hep birlikte bu şirkette para yapabiliriz”. Stres yönetimi böyle olmalı.

B.A.: Şirketlerde verilen diğer eğitimlerin yanında stres yönetiminin yeri ne olabilir?

Raghuram: Diğer tüm programlar mekanizmayı dışarıdan düzelten programlarken yoga temelli stres yönetimi içimize bir düzeltme getirir. Eminim ki bu içimize etkisi olan tek programdır.

B.A.: Bu tip programların ülke refahına olabilecek genel etkileri neler olabilir?

Raghuram: SMET ile insanın içinde bazı değişiklikler yapabilirsek sadece bir çalışandan, yöneticiden çok daha iyi bir insan çalıştırıyor olacaksınız. Bir ülkenin daha iyi insanlara ihtiyacı var. Daha iyi bir insan bir ülkeye daha iyi bir ilişki verebilir, suç işlenmeyen bir toplum ve daha iyi bir insan için tüm ailelerin daha iyi bakılabilinmesi. Bunlar kazanılacak tüm avantajlardır.

B.A.: Stres Yönetimin felsefesi nedir?

Raghuram: Çok önemli bir soru bu. Stres sahip olmamak insanın doğal halidir. Stres bizim doğal halimizden uzaklaşmamızdır. Bazı sebeplerden dolayı doğal halimizden uzağız. Bunun sebebi bizim endişelerimiz, aile veya diğer bazı durumlarımız olabilir. Aslında önemli olan şudur: İnsanlar kontrolleri dışındaki şeylere çok önem veriyorlar. Patron tarafından yaratılan stresi ben değiştiremem. Oysa yoga felsefesine göre dış koşullardan dolayı kendi doğanızdan uzaklaşmazsınız. Böylece biz nasıl bilinçlice kendi doğal durumumuza dönebileceğimize bakmalıyız. Felsefe budur.

B.A.: Ofiste çalışanlara stresi yenmek için bir öneriniz var mı? Bir kriz anında çalışan ne yapmalıdır?

Raghuram: Bizler Ofiste çalışırken stresi azaltmak için iş haricinde sadece bir veya iki dakikada kullanılabilecek teknikler geliştirdik. Bu aynı zamanda içsel farkındalık süreci ile de ilgilidir. Bu yüzden başlangıçta en azından 15 gün boyunca bunu tekrarlamalılar. Sonra bunun faydalarını görürler.

B.A.: Şirketler size eğitimler için nasıl ulaşabilirler?
Raghuram: Üniversite olarak bir web sitemiz var. Şimdi Türkiye’de insanların Memorial Hastanesi’nden Dr. Neslihan İskit ile bağlantıya geçmelerini isterim. O bu tip aktiviteleri koordine ediyor olacak. Üniversitemiz Memorial Hastanesi ile bir antlaşma imzaladı.

N.V. Raghuram kimdir: 1948 yılı doğumludur. 1980 yılından yani kuruluşundan beri, Vivekananda Kendra Yoga Anusandhana Samsthan’da (Yoga Araştırma Vakfı – sVYASA görev almaktadır. 1978 yılından beri, sürekli olarak yoga sınıfları, ruhsal-dinlenceler düzenlemekte, bir çok hastalık için yoga terapi sınıfları oluşturmaktadır. N.V. Raghuram 1989 yılından beri sVYASA’da Uluslararası Koordinatör olarak hizmet vermektedir. SVYASA, (Swami Vivekananda Yoga Araştırma Merkezi) 2003 yılında Hint hükümetince, lisans, lisans-üstü ve doktora dereceleri veren bir Yoga Üniversitesi olarak tanımıştır ve ismi Swami Vivekananda Yoga Üniversitesi olmuştur.

Avrupa, ABD ve Asya kıtasındaki bir çok ülkede, çeşitli hastalıklar için Yoga Terapi dersleri, Yoga Eğitmenliği Sertifika Programı, Çocuklarda Kişilik Gelişimi için Yoga Dersleri, Ruhsal-dinlenceler ve ileri seviyeli ruhsal-dinlenceler, Stres yönetimi programı olan ve SMET adı verilen 1,000’in üzerinde program düzenlemiştir. A.B.D., İngiltere ve Almanya’daki çeşitli sağlık merkezlerinde çeşitli hastalıkların tedavisinde Yoga Terapi Araştırma Projeleri düzenlemiştir.

N.V. Raghuram evlidir ve bir oğlu vardır. Eşi Dr. R. Nagarathna Yoga Terapi ve Araştırma Merkezinin Tıp Direktörüdür. Oğlu Amrut, Prashanti Kutiram Jigani’de Yoga Bilimleri üzerine yüksek lisans programına devam etmektedir ve vahşi hayvanlarla yakınlık kurabilmenin eşsiz duyusuna sahiptir.


Not: Bu röportaj daha önce Kapital Dergisi Ak Stil eki'nde ve İndigo Dergisinde yayınlanmıştır. Stres Yönetimi Eğitimi talepleriniz için burcakalkanli@superonline.com 'a mail atınız.

26 Ağustos 2006

Yoga İle Ruhsal Stres Yönetiminin Google'da Videosunu İzleyin!

Stres Yönetimi İle İlgili Video

Orijinal Adı: Yog Evam Holistic Management Shantikunj

Detay:
Adarniya Dr. Pranav Pandya Ruhsal Stres Yönetimini Tıbba Göre Açıklıyor. Ruhsallık Nasıl Yaratılır? Stres Yönetimi ve Yaşama Sanatı. Ayrıca eğer çeşitli hastalıklar için hangi yoga çalışmaları faydalı merak ediyorsanız aynı bağlantıdaki sağ tarafta yine ingilizce olarak çeşitli yoga pratiklerinin videosunu izleyebilir ve evinizde kendiniz de hiç korkunuz olmadan çalışabilirsiniz. Zaten oradaki çalışmalar belli hastalıkları olanlar için verilmiş özel egzersizlerdir. Eğer sorularınız olursa bana (Vivekenanda Üniversitesi "Pozitif Sağlık İçin Yoga" Sertifikalı Yoga Eğitmeni) e-mail atın: burcakalkanli@superonline.com

Eğer videoyu izlemekte zorlanırsanız, bu bağlantıyı kopyalayıp yeni bir internet sayfasında deneyin:
http://video.google.com/videoplay?docid=6245560339235575150&pr=goog-sl


Arkadaşlar,
Aşağıda izleyeceğiniz video Vivekenanda Üniversitesinin kardeş üniversitesi olan Haridwar'daki Shantikunj adlı üniversitenin bir yapımıdır. Bu üniversiteler sağlığa hem ruhsallık açısından hem de tıp alanında bilimsel olarak bakarlar. Ben şahsen üniversiteyi ziyaret ettim. Üniversitenin herkese açık ve durumu iyi olmayanlar için (bağışta bulunamayacaklar için) ücretsiz eğitimleri de var. Hindistana gidilip eğitim alınacak yegane yerlerden bir tanesidir. Bu üniversitenin kurucularını resimde görüyorsunuz. Video'da ders anlatan kişi ise Üniversitenin ve Vivekenanda Üniversitesinin de dekanıdır. O, çok genç yaşta olup Amerika'da da okullar bitirmiş bir dahidir. Üniversite kurucusu olan bey ve onun eşi veya annesi olan bayan özel şahsiyetlerdir. Bey yaşarken her yılın 6 ayını Himalayalarda bir mağarada yemeden içmeden ve uyumadan kitap yazarak geçirip 6 ayını da üniversiteye dönerek üniversitedeki öğrencilere bilim aktararak geçirmiştir. Bu mağaralar yarım metre boyunda olup karanlıkta meditasyon halinde esinlenilerek bilgi almaya yaramaktadır. Bu hac yöntemine Hindistan'da "Sanyasin" kurumu denmektedir. 50 yaşına gelen kişi malını fakirlere vakfederek parasız olarak bir yolculuğa çıkar. Himalayalara gidip ruhsallığı çalışır. Yemez içmez, eğer yolda bir yaşam alanına rastlarsa, ona yemek kabına bir parça yemek verirler, onunla günlerce yetinir, kilometrelerce yürüyerek hacca gider. Amaç oruç tutmak ve yanlızlığında ve doğada ruhsallığı deneyimlemektir. Burada anlattığım bilgilerin bu video ile bir alakası yoktur. Bilgiler bizzat kendi yoga hocam Raghuramla ve öğretmen grubumuzla Ayça Gürelman sayesinde düzenlenen bir Himalaya gezisinde elde edilmiştir.

17 Ağustos 2006

Kristal Olmak





Ayna Ayna Söyle Bana, Bu Dünya’da Benden Daha Güzel Biri Var mı?



Yazar Z ile ilk tanıştığımda Kristal Çocuklar grubuna müthiş etkileyici bir mektup göndermişti. 2. tekil şahıs’a yazılmış olduğu için hem kendime hem de başka birine yazılmış olabilecek bu mektup dikkatimi çekmiş ve ondan yazıyı ancak suçlayıcı olmayan tarzda yeniden yazarsa yayınlayabileceğimi söylemiştim. Sonrasında çok güzel bir yazı çıktı ortaya. Ama ilki de beni harekete geçirip tüm bu dergimdeki yazıları yazmaya ve kendimi ve benim gibi bu ruhsal dünyada öğretmen olanları sorgulamaya başlamama yol açtı. İlk halini bulamadım ama gruba göndermiş olduğu yazıyı buraya da eklemek istedim.

“Geçmişte, aydınlanmak için bir hayli uğraş ve zaman gerekiyordu. Ama Dünyanın geçirdiği dönem bu uğraş ve zaman süresi oldukça kısalttı. Zamanın böyle manipüle olması elbette büyük bir avantaj sağladı bizlere ama bir o kadarda tehlikeler doğurdu. Bir insanın aydınlanma yolunda giderken psişik güçlerini geliştirmesi elbette ona geniş bir perspektif sağlayacaktır. Ama bir yetenek vardır ki yolun başında ya da ortasında değil insan öz benliğinin vizyonuna tamamen sahip olduktan yani rehber bir bilinç haline geldikten sonra elde etmesi gerekir. Aslında aydınlanmanın başındaki bir insan için hiçbir albenisi yoktur bu yeteneğin. Sonraları anlar ki evrende belli bir nizam var. Bu nizamın içinde de rehberden öte üstat dediğimiz az sayıda prototipler var. İşte bu az sayıdaki bilinçlerle irtibata girmenin kendi evrimi için büyük bir avantaj olduğunu düşünür. Öyledir de bir üstadın yanında olmak ondan eğitim almak büyük bir nimettir ama bunun yolu kanallık yapmak değildir. Gönülden istersen ete kemiğe bürünerek de gelir göklerin üstadı.

Yok, tehlikeli yol seçilmişse dikkatli ve uyanık olunmalı şeytan, filmdeki gibi çirkin yüzüyle yaklaşmaz, çağırılan kimliğe bürünerek gelir. Belki gerçek bir üstada benzer bazen de öyle konuşabilir. Ama çok sürmez yüksek boyutlarla alakalı bir enerji olmadığı; dünyada insanın olumsuz yönüne ayna olacak onca olay varken insanların olumsuz yönüne aynalık yapar. Hz. İsa bir üstattı ama hiç bir öğrencisinin olumsuz yönüne aynalık yapmadı. Hep yüksek boyutların yumuşak ve sevgi dolu üslubuyla konuştu, davrandı. Karşısındaki olumsuz olsa bile? Ayrıca, gerçek bir üstat karşısındakini yüksek boyutların türlü türlü hülyalarına götürüp, gönüllerde bahar esintileri yaratırken, o sevgi üstadı olduğunu söyleyen parazit varlıkla bütünleşilip konuşulduğunda ise karşındakinin yaşam enerjisi düşmesinin yanı sıra duygusal – zihinsel her düzeyde görülmemiş bir karmaşa içine girer.

Yüksek boyutlarla irtibat kurmak oradaki varlıkla konuşup hatta kimliklerine bürünmenin pek moda olduğu günümüzde dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta.”

İşte, böyle akıcı bir şekilde gelen ikinci rehberliği tüm grupla paylaştık. İlk gelen mektup, beni kalbimden vurmuş, sanki bana yazılmış gibi gelmiş ve kendimi bayağı kötü hissetmeme neden olmuştu. Ona yeniden yazdırdım ve sonuçta aynanın beni göstermediğini anladım ama işe yaradı. Ben de bundan sonra sizlere kendi iç hesaplaşmalarımı yazmaya başladım.

Aslında o yapılması gerekeni yapıyormuş, yoksa ben uyanıp da tüm bunları yapmazdım. Kendimi ve diğerlerini protesto ettim. Yani, beni de başkalarını da vicdansal bir uyanışa sürükledi bu mektuplar. Çevremdeki rehberlik aldığım ve öğreti öğrendiğim insanların ayakları zaten yere basmıyordu. Bu şekilde hiç bir şekilde dünyayı kurtaramayız onu anladım, aksine vizyonu daha da karartabilirdik. Zaten amaç da dünyayı kurtarmak olmamalıymış zaman içerisinde yazarken anladım. İnsan mutlu olduğu zaman zaten yaşanılan tüm acılar son buluyor. Tamamen maddi illüzyon içerisindeyiz. Dünyayı kendi değer yargılarımızdan yargılıyor ve sonuçta mutlu da olamıyoruz. Acaba Dünya bizi yargılasaydı ne görürdü karşısında? Aslında arenada fikirleriyle çarpışan hepimiz burnundan soluyan kavgacı tipleriz. Böyle olmak kimsenin ideali değil ama bu, bu şekilde oluyor maalesef. Bunu yenebilmemiz için de önce kendi egolarımızı yenebilmemiz gerekiyor. Egoyu tanımak gerekiyor. Egoyu sadece karşımızdaki aynalarımız sayesinde görebiliyoruz. (Bu arada bu işlemi çok güzel ve kendiliğinden yapan bir arkadaşımı anmadan edemeyeceğim: Can Duman. Karşımızdaki bizdekini yansıtıyor. Bunu bir yaratıcı bir halde eyleme sokabilsek anında ne kadar aynalık ettiğimizi ve aslında kendimizde neleri değiştirmemiz gerektiğini bize karşımızdakiler söyleyecektir.

Bu kolay değil ama yazmak ve paylaşmak ayna olmaya yarıyor. İste biz o zaman gerçek Kristal'e yani Kristal Bir Ayna’ya dönüşebiliyoruz. Ayna olduğunda karşındaki senin yazılarında hem yazanı hem de kendini görebiliyor. Ne kadar ortak öğe varsa sıradan düşünen için o kadar şiddette itici ve ya okuyan bilge kişi ise de bir o kadar araştırılması gereken çekici bir durum çıkarıveriyor ortaya.

Şimdi ortak arkadaşımıza yazılarımızla ayna olduk. Hayatında belki de ilk defa kendini görebildi ve onun gibi diğerleri de. Burada yazıları yazarken büyük emeğimiz geçti çünkü biz bir anlamda kendimizi de feda etmiş olduk. Feda edilen şahsiyet değil egoydu yine. Bakın hem biz temizlendik hem de o. Ne kadar güzel işleyen bir mekanizma değil mi? Vicdan kendi halinde çalışmayı ve öğrenmeyi sürdüremiyorsa birileri bize ayna olur ve temizler. İşte Kristal Çocuk dediğimiz çocukların da bu özellikleri var. Sizi size o kadar güzel yansıtıyorlar ki… Kristaller, odaklandıklarında çok güçlü bir etkiye sahip olurlar. Adeta lazer ışınıyla problemi hallderler çünkü onlar aslında kuvvetlendirilmiş bir yansıtıcıya dönüşürler. Bu yansıtıcı toplumdaki insanları doğal olarak dönüştürür, kanserli kısım lazer bıçağı ile kesilip atılır.

Geçen gün içsesimi dinleyip artık affetmem gerektiğini ve eğer ben affetmezsem kendimi nasıl affederim diye kalkıp o zaman yazmış olduğum yazıyı yayından çektim. Sanırım alınılacak dersler alındı. Daha fazla zarara ne gerek var??? Zaten eşzamanlı olarak her şey yoluna girmişti bile…

Bu arada eklemeden geçemeyeceğim: Kibir sanırım en büyük problemimiz. İnsan hayatında hiçbirşey olamayıp hiçbirşeyden de kendine pay çıkartamayınca başlıyor kibirlenmeye. Nasıl meyvesi olan ağaçlar dallarını yere eğerlerse aksine boş insanlar da onu yaptım, bunu yaptım diye kibirlerinip başkalarının gözüne batmaya çalışıyorlar. Kibirlenen insan artık bir şekilde saflığını yitiriyor. Bu da kristalleşmenin tam tersi paslanmanın bir örneği oluyor. Yine rehberliğim olan yazar Z bana "Kutsal kitaplar kibiri en büyük günah olarak yazar zira kibirli bir insan karşındakinin kardeşi olduğunu unutarak onu duygusal ve zihinsel olarak ezmeye çalışır." yazmış. Yeniden içim bir hoş oldu, aydınlandım.

“Essene Aynaları Üzerine :

Eski Essenelerin perspektifinden, dünya üzerindeki her insan Yaşam olarak adlandırdığımız Gizem Okulunda bir öğrencidir. Onlar bunun farkında olsun ya da olmasın, her insan o anda diğerlerinin ayna olmalarının huzurunda (karşısında) kendisini deneyimleyecektir. Eğer bu aynaların farkında olma bilgeliğine sahip olursak, duygu ve anlayışın tekâmülünü hızlandırabiliriz.

Bu dünyada kendimizi bilmek ve üstat olmak için, Essenelerin söylediği şey, başkalarında yansıtılmış (ayna olan) modellerin birini veya bir bileşimini görmemizdir. Daha çok gelişen ve daha güç algılanan yedi ayna vardır. ’70 li yıllarda, ilk ayna ile ilgili şeyler işittik, anda olan siz kimsiniz? Kavram şu ki, etrafınızda kızgın ve sahtekâr olan bireyleri bulursanız, onlar size sizin kızgınlığınızı ve sahtekarlığınızı gösteriyorlar. Bazen aynalar uygulanacaktır, bazen uygulanmayacaktır. İlk aynayı keşfettik, ancak görecek başka aynalar var.

Örneğin ikinci ayna, o anda yargıladığımız şeyi yansıtır. Bu çok güçlüdür, fakat çok zor algılanır. Eski Esseneler karşılıklı insan ilişkileri ve bu ilişkilerde duygunun rolünün çok karmaşık bir anlayışına sahiptiler. Son zamanlarda bizim Batı deneyimimizde dikkatle incelediğimiz şey duygunun rolüdür. Simdi, bu metinlere geri dönünce, görüyoruz ki, gücü sağlayan duygudur ve mantık ile birleştirilince, gerçek sihir ve mucizeler meydana gelir.”

12 Ağustos 2006

Kaba Olan Anlayıştan İnce Olana Bir Çizgi Çekmek İsterim.




Merhaba,

Bugünün konusu "Fiziksel olan yani, kaba olandan nasıl ruha yani, inceye gidebiliriz?". Allah önce Ruhu yaratmış, sonra da Kâinatı yaratıp, sırasıyla insan bedenini yaratmış ve içine ruhu üflemiştir. Burada Yaratan ve yaratılan süptil olan yani ince olandır. Önce ince olan yaratılmış sonrasında daha derin bir idrak oluşturabilmek için de dünyayı ve insanın bedenini yaratıp ruhu onun içine üflemiştir. Amaç insana kaba olanı deneyimletmektir. İnsan da bunu çok başarılı bir şekilde gerçekleştirirken, bir an gelmiş ince seviyeye çıkamaz olmuştur. Adeta bedeni içerisinde hapsolunmuştur. Kendine baktığında bir beden ve onun içine hapsedilmiş ruhu vardır. Ruh bu bedeni bir kılıf gibi giyerken asıl amacı olan kaba olanı deneyimlemek dışında başka bir şey yapamaz hale gelmiştir. Bugünkü tüm arayışlarımız ve hatta (din) savaşlarımız o kaba olanı yıkmak ve yeniden o şuur seviyesine çıkabilmek için verilmektedir. Aynen Kurtuluş Savaşında olduğu gibi insanlar bir şeyleri başardıklarında ruhsal olana yeniden tüm uçsuz bucaksızlığıyla ulaşacaklarını düşünmektedirler.

Oysa Ruhsal Olanın bundan haberi yoktur. Sadece deneyimlemeye göndermiş olduğu insan ruhunun kaba seviyelerde hapsolmasına rağmen halen olduğu gibi sevmektedir. O yarattığı çocuğunu sevip gözetmektedir. Aradaki teller zamanla kopmuş, hatlar kesilmiş, ses kısıtlı imkânlarla karşı tarafa ulaşabilmektedir. Ruhsal Olan yaratmış olduğu küçük mavi kopyasının S.O.S. sinyallerini adeta duyamamaktadır. Çünkü insanoğlu karşısına çıkan duvarlara vurup durmakta, bedeninden ruhuna uzanacak bir köprüyü kuramamaktadır. Peki, bu köprü yeniden nasıl kurulabilinir? Teller birbirine nasıl bağlanabilinir?

Bugün din savaşlarına doğru adım adım ilerlemekteyiz. Hepsi de Tanrı sevgisi adına yapılmaktadır. Kimi ateistler ise sadece canlarını korumayı akıl edebilmektedirler. Bilselerdi ki Hallac-ı Mansur "En-el Hak" dediğinde zaten direkt tanrının eliyle öldürülecekti ve bunu da biliyordu acaba bu adamı bu kadar mutlu etmek isterler miydi? Kısa yoldan mutluluğa ve huzura kavuşmuş bir ermiştir Hallac. Siz bir gün kavga edip birisini öldürdüğünüzde o kişinin ruhunun size karşı hınç duyup duymaması aslında basit bir denkleme bağlıdır. O kişinin aydınlanma derecesine. Tanrı'dan gelecek her şey kabulümdür diyen ermiş bunu neden yaptın diye size diş bilemez. Belki İslam intihar komandocıları da bu şekilde düşünüyorlardır ancak aradaki fark onların aydınlanmak (Allah'ın en yüksek katına çıkıp şehit olmak anlamında kullanıyorum burada) için bir katliam yapmalarına gerek olmadığıdır.

Son olaylar öncelikle bir katliam ve savaş suçu karşısında bir tepkidir. Bir tepki ise ancak insanı etki-tepki zincirine götürebilir bunun ötesine değil. Öteye gitmek isterseniz inançlarınızın yanında bugünkü bilimi de kullanarak mantıksal doğruları da kullanabilmeniz gerekir. Mantık eldeki doğru verileri kullandıkça işe yarar. Ve doğru bilgilerde cahil halktan saklanmış gizli kalmış bir avuç insanın refahı için çalışmaktadır. Bilgi akan ırmakta yıkanabilselerdi onlarda kaba şuuru (dışsal anlamı) ince şuur (ruh) ile değiştirebileceklerdi.

Nedir ruh? Bizim sürekli birbirimizi gırtlaklamamızı sağlayan din bilgileri mi yoksa savaş suçlarına, katliamlara TV karşısından seyirci kalıp kolamızı yudumlamak mı? Sanırım ikisi de değil. Biri dinin dar anlamlı kapsamından (yine materyalist oluyor bu da yani kaba) yukarıya çıkamayan ve savaşa karşı savaş diyen şeriatçı kesim (oysa başka şuur yolları da mevcuttur ama cahiliye de bunlar bilinemez, kimseyi suçlamamak lazım. Onlar üniversiteye gidip araştırma yapacak zihne kavuşamamıştır belli ki.) ve materyalist bir yaklaşım olan "bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" mantığı. Bunlar ruhun kaba anlayışlarıdır. Oysa şuurumuzun açılabilmesi için bilgiye veya sevgi gönlüne yani açık kalplere ihtiyacımız vardır. Zamanında Gandhi'nin Hindistan'ın işgalini pasif bir direnişle ortadan kaldırması gibi yüksek bir şuur.

Günde 5 vakit namaz kılmak insanı yüksek şuurlu yapar ancak bunu kalbiniz açık bir şekilde günlük hayatınızda da yüksek şuuru tatbik etmeye devam edebiliyorsanız. Bunu yapamayan kesim ise kendi yürek acısını veya başka doyurulmamış arzularına alet edecektir bir savaş katliamını. Yıllardır içinde biriken öfke günde kılınan 5 vakit namazla temizlenememiş beden halen kaba seviyede, duygularda kalmaktadır. Bir katliam gerçekleştirmek mantıklı da değildir tabi ki. Ancak bundan bir çıkarı varsa ve ruhu ince seviyeleri hiç tadamamışsa bunu dener. Bu ne Allah'ın emri ne de peygamberin Kavli'dir. Bu tamamen ruhları beden seviyesine hapis olmuş hınç duyan acı çeken ruhların işidir. Geçmiş hayatlarında ise muhtemelen de böylesi bir katliama kurban gitmişlerdir. Bu sefer bunu gerçekleştirmek için yani karşısındakinin kalbini çıkarıp kanını içmek için ant içmişlerdir. Bunlar incelememiş ruhlardır. Allah onları da korur ve gözetir ama sadece beden seviyesinde. Hapis oldukları hapishaneden çıkmalarına bir türlü izin çıkmaz.

Materyalist dünya insanını ise ele aldığımızda, kendi güvenliği söz konusu olunca ayağa kalkar. Yoksa onu hiç bir kuvvet yerinden kaldıramaz. Terazi çok güzel bir dengededir. Bu çifte standartlı batı dünyasının insanları korkuları gereği bir tepkiyle karşılarlar katliamcıları. Oysa savaş şuçu işlenmesi sadece oradaki ezilen milletin problemidir. Bu da ruhun yine hapsolunduğu bir durumdur bedene. Beden kendi zevkleri için çalışır durur. Para kazanır ve harcar. Zevk için acı çeker. Acı için zevk yaratmaz. Acı duyduğu için gidip başkalarına hizmet etmez. Sadece isyan eder. Birisi size bir şey yaptığında tepki duyarsınız çünkü kabuğunuza (egonuza) değmiştir. Oysa ruhunuza hiç kimse el süremez. Ruhunuz orada o bedende değildir artık. Hapsolunduğu bedenin o kadar kaba seviyelerinde görev yapmaktadır ki sadece alacağı parayı nasıl harcayacağı ve her türlü dünya nimetlerinden nasıl yararlanacağını kurgulayıp ona göre hareket etmektedir. Bir günü geçmez ben şunu nasıl düzeltebilirim diye uğraşmaz, oturur TV koltuğunda savaş ve katliamları izlerken orgazm olur. Bugünün tüketici toplumu işte insanı bu kadar kaba yapmıştır ve beden seviyesinin üzerine çıkabilmesi hiç de mümkün görünmez.

Sonuç olarak rahatlarını kaçırmak isteyen bir kaç terörist onların uçağını kaçırır diye onlara düşman olur. Ama biri gelip ülkesini yıksa, milletini kılıçtan geçirse ya da dünyaya nükleer bomba atılsa olaylar TV koltuğundan seyredilecek kadar cool mudur? Hayat bize TV koltuğundan yaşanacak kadar kolay hale getirilmiştir. Bir eliniz sizi sürekli ağzınızdan besler ve diğeri ise siz istediğinizde orgazm eder. İşte tatlı hayat budur. Para kazanmaktan başka bir sorumluluğumuz olmadığı için o kazandırılan paraların kimlerin cebine ne amaçla kullanılmak için gittiğini sorgulamayız bile. Kaba hayat biz, korku ve ölümle tehdit edilene kadar çok tatlıdır. Yoksa aynı o teröristler kadar hiddetleniriz oturduğumuz elektrikli sandalyeden. Birisi fişi takmıştır ve biz Matrix'i izleyen gerçek Matrix zadeler, oradayızdır ama kaba halimizle. Ruhumuz çalınmıştır. Para ve zevk karşılığında başkalarınca kiralanmıştır. Faizi bu zevk ve mutluluktur. Bedeli sonraki hayatlarımızda ödetilecek kredi kartları gibi devamlı kontör yükleriz ve zevk alamayacak hale gelene kadar (ölene kadar) bu oyunu oynarız TV koltuğundan.

Ne teröristler ne de günümüz maymunu aslında kabalık seviyesinde pek de farklı bir yerde değildir. Zaten benzer benzeri çeker durur. Bu enkarnasyonlar boyunca böyledir. Eğer bu fasit çemberi kırmak istiyorsanız şuur bilgisine ulaşabilmek için biraz çaba gerekir. Bunun da adı farkındalıktır. İdrak tüm kapıları açan anahtardır. Siz ise Allah'ın kaba bir tezahürüsünüz. Bir gün gerçekten O'na layık olmak isterseniz lütfen önce kendinizi arındırmakla başlayın işe. Savaş karşısında hisler duyabilmeniz sadece ve sadece kendi vicdanınıza bağlıdır. Vicdan ise karma bağlarından ayrışarak oluşabilir.

Kur'an okuyabilir veya başka bir öğretinin arkasından gidebilirsiniz ama ancak şeklin ötesini görebilirseniz belki açılacaktır bir gün Cennet'in kapısı ardına kadar da buradaki kaba Oluşu deneyimlemek ve zevk ve acı içinde yüzmek zorunda hissetmezsiniz kendinizi.

İnceye olacak yolculuk konusunda size kendi deneyimlerimi yazmaya bir sonraki yazımda devam edeceğim. Şimdi biraz kabaya inip Oluşu deneyimlemem gerekiyor. Deneyim, ardından farkındalık, size incenin anahtarını verecektir. İnsan olmaktan suçluluk duymayın ve korkmayın. Tanrı öyle istedi ve bunu deneyimlemeyi seçti...