Sema'nın Mekaniği Üzerine Denemeler - Evrene Açılan Kristal Kapı

Hz. Mevlana "Her hareket bir sır taşır. Acı ve durgun sularla nehrin akan taze suyunu karşılaştır" demiştir.
Merhaba,
Sema yaparken fiziksel olarak birçok değişikliği bir arada yaşıyorum. Burada da 5 elementi hissediyorum: Rüzgâr(hava), yerçekimi(toprak), vücudumun içinde döndükçe hareket eden kan, dışarıya atılan ter ve ağzımın kuruması(su), sıcaklık ve gözlerim açık olduğunda dışarıdan almakta olduğum ışık(ateş), eter(ilahi müzik sayesinde çözülen ve dönüş hareketleriyle etrafa saçılıp yitirilen egom ile ruhumun göğe doğru yaptığı süzülme hareketi).
Sema sırasında yapılan mekanik dönüş hareketetinden dolayı çeşitli yönlere doğru hava akımları ve enerji fırlatılıyor. Bunu o an açıklayamazsınız ve sadece yaşarsınız ancak sonrasında bunun için de bir fırsat olacaktır. Aydınlanmamdan sonraki gün yine bazı olumsuzluklar yaşadım. Gitmeden önce sema yapacağım yegâne müsait zamanda sema salonunun temizliği yapılıyordu. Her ne kadar törenin devamlılığı gereği 2 kişi semalarını sürdürüyor olsalarda ben bu koşullarda temizlik yapanlara yardım etmeyi tercih ederdim. O da bir ibadet ve herşeyin yeri ve zamanı var. Ancak baktım bana gerek kalmamış herkes bir görevin ucundan tutmuş, aşağıya inip Mutlu Baba'nın "Kalden Hale Sözden Öz'e" isimli özlü sözler kitabını okumaya başladım. Bir söz şöyleydi:
"Doğum ve ölüm ruhun bedene girip çıkmasıdır. Kıtlık, bolluk, sefa, cefa da aynı maksattan gelir. Maksat, özü çok daha iyi bilmektir."
Tam dalmışken kızımın içeride yaramazlık yaptığını ve insanları rahatsız ettiğini söylediler. Hemen gidip onu aldım ve arabaya atlayıp otele gittim. O an rahatsız edilmekten dolayı mutsuzdum. Yaşadığı keşiften sonra zihnim dinlenmek istiyordu. Kızımı içeriye kovaladıktan sonra banyo yapmaya karar verdim. Termalde otellere termal suyu veriyorlar ve sıcak bir banyo çok huzur verici oluyor. Banyo yaptıktan sonra suyu boşaltırken aldığı şekil ilgimi çekti. Bir hava borusu suyun içinden havaya kadar temas ediyordu. Tam bir girdap oluşmuştu. Bunun üzerine Sema sırasında oluşan mekaniği düşünmeye başladım. Birden aklıma bir sürü düşünce geldi. Girdaplar, hortumlar, karadelikler, süpernovalar, uçak ve gemi motorları, bermuda şeytan üçgeni, gezegenler ve uydular, galaksiler, vorteksler, kristal kapılar, torus şekli ve hücre bilinci, boyut atlama (değiştirme), Paul Gaugen, ölümden sonra girilen ışık girdabı, tekerlek, lotus çiçeği, kulakta müzikten dolayı oluşan hipnotize edici girdap, seslerin frekansı (Aum, Hu, Allah), spiral, çamaşır makineleri ve otistik çocuklar, hipnoz, düşünmeye devam etseydim daha neler gelirdi akla...
Şimdi kısaca Sema sırasında neler olduğunu hayal edelim (Yazdıklarım tamamen sezgiseldir). Bir girdap oluşturulduğunda manyetik alan da oluşturulur. Madde veya enerji diyelim, kendi ekseni etrafında dönmeye başlarsa çevrelesindeki kozmik materyali bir girdap gibi içine çeker. Bunu suyun içindeki girdapta da görebilirsiniz, fırtına sırasında oluşmuş bir hortumda da. Çekim alanı maddenin pervanesinden (kollarından) oluşturulan girdap boyunca yukarıya doğru bir hortum oluşturur. Bu hortumdan zaten ilahi müzik eşliğindeki (Hû Allah kelimeleri zaten bağlanmak istediğiniz kozmik bilincin adıdır ve frekansları da 77'dir. Sema çalışması da trafik kodu 77 olan depreme şehitler veren aydınlık yüzlü insanların şehri Yalova'da yapılmaktadır.) rezonansa girer ve evrene doğru kendinize bir yol açarsınız ve üst bilinci vücudunuz vasıtası ile yeryüzüne ayaklarınızdan bağlarsınız. Elektriksel (eterik) kozmik bilinç enerjisi bir yıldırım gibi sizden bir paratoner gibi yararlanarak yeryüzüne topraklanır. Kollar pervanelerdir ve ellerin tutuluş tarzından dolayı da enerji kalp çakrasına bir ok gibi iner. O yüzden kalbiniz Hz. Mevlana'nın demiş olduğu gibi akan Ruh ırmağında yıkanmış olur ve temizlenir. Aynı zamanda da eterik enerji gökten sağ avuçtan çekilir, sol avuçtan havaya ve toprağa yönlendirilir. Hem ayaklar enerjiyi topraklıyor hem de tüm beden bir haç işlevi görüyor. Haç ile girdap hareketi yapmak ise sanırım ta eski Mısırlıların zamanından gelen bir gelenek. Detayı için "Yaşam Çiçeğinin Sırrı" kitabına bakabilirsiniz. Ben konuyu burada kısaca açayım: Haçın yukarı kısmı aynı bir kafa gibidir. Şekil tam bir anahtara benzer ve halen Hristiyanlıkta kullanılan papaz erkânının cüppelerinde yer alan bir semboldür. Bu sembol Eski Mısır Kral Mezarlarının duvar ve tavanlarında yer alan hiyerogliflerinde İsis ve Osiris'i çizerlerken ölümsüzlüğün iksiri veya anahtarı olarak çizilmiştir. Bu haç ölümsüzlüğün sırrıdır. Ölümsüzlük ise bedenin değil ruhun ölümsüzlüğüdür, burada anlatılmak istenen ise hafızanın ölümsüzlüğüdür. "Yaşam Çiçeğinin Sırrı"nda Thoth yani eski Hermes'in verdiği bilgidir. Bu bilgi Gizem okullarında işlenmiş ve günümüze kadar kapalı ve sembolik olarak gerek Sema gerekse Tibet'in Gençlik Sırrı ile gelmiştir. Ben çok detaylı bilmiyorum ama eminim ki diğer Mistik Kabala gibi farklı ekollerde de aynı konular vardır.
Evren bir torus (deniz kabuğu şekli gibi içten dışa doğru kıvrımlı) şeklindeki ışığın kendi etrafında dönmesinden yaratılmış ve insan dâhil her cisim bu şekli alarak hücrelere bölünüp varolmaktadır. Ruh da boyutlararası geçişlerini bu şekilden geçerek yapmaktadır. Ölü beden değiştirirken bir ışık tüneline girer; ruh bilinç değiştirirken hipnoza (meditasyon halinde oluşan beyin dalgaları) girer. Bu şekilde daha üst boyutlardan ruh enerjisi maddi âleme indirilir ve deneyimlenmesi sağlanır. Hem ruh maddeyi deneyimler hem de madde ruhu. Günlük hayatımızda bilincin çok açık olmamasının bazı sebepleri vardır. Madde tüm halleriyle (olumlu ve olumsuz) deneyimlenmeli ve sonrasında bu haller Ruhsal enerjiye dönüşmelidir. Ruh kendi başına bulunduğu boyutta deneyimleyemez. Sadece madde boyutuna inmiş biz insanlar deneyimleyebiliriz. İnsanın meleklerden üstünlüğü de bundan ileri gelir. Deneyimleyebilen tek bilinçli varlık insan, en derin acıları, en güzel mutlulukları maddenin tüm hallerinde deneyimler ve sonra Ruh enerjisine dönüştürüp kaynağa, merkeze bilgi olarak yollar. Öncesinde birçok bunalım yaşamış ve bunu daha sonra aynı hayatında veya başka hayatlarında Ruh'u yeniden keşfederek O'na ulaşmış ermişler vardır.
Ermiş dünyada erer. Ekstrem bir örnek vermek gerekirse aklıma Malcom X geliyor. Diğer taraftan Anadolu Tasavvufundan bir başka örnek ise Allah aşkıyla yanıp tutuşan Yunus Emre'dir. O zamanda dergâhlara girmek isteyenler kapıda bekletilir, günlerce nefislerinin direnci ölçülürdü. Yıllarca dervişe ve dergâha faydalı olup çalıştıktan sonra hak edenlere ve hazmedebileceklere sırlar açıklanırdı. Gizli bilgiler eski Mısır'da da sadece belli sınavlardan geçebilenlere mümkündü. Bugün artık sırlar medyumlar, melek kanallıkları ile açıklanıyor. Çünkü kişiler insan bilincinin bilebildiğinin sorumluluğunu üzerlerine almak istemiyor. Belki de bilgileri halka açıklama zamanı geldi ancak normal bir kişi kendi nefsini kotrol etmeyi bilemeden bu bilgiler ile maalesef sapıtıyor. Olay, Allah, kaynak aşkına değil ego aşkına dönüşüyor. Bu da mevcut bir tehlike oluşturuyor. Çünkü kişi artık elindeki bilgi ile sömürebileceğini keşfediyor ve elinin yettiğini sömürmeye başlıyor. Bu da insanoğlunun kendini bilmemesinden, tanımamasından kaynaklanıyor. Saplantılar gelişiyor, uydu kişilikler oluşuyor. Kişiler kendi etraflarında dönüp Ruh'tan nasip almayı öğrenemeden bilinç açan uyuşturuculara, mantarlara, içkiye, sefaate müptela oluyorlar. Oysa Gerçek'in idrakı bağımlılıklardan kurtulunduğu sürece mümkün.
Bu da ruhun bir tür öğrenme şeklidir. Ama acı çekmeye ne gerek var? Bilincini kendi kendine, birine uydu olmadan açabileceğin yollar varken başkalarından ve maddeden neden medet umuyorsun? Maalefef bu bilinçli bir şekilde olmuyor. Ortada bilgi eksiği ve bilinçlenme metodu yanlışlığı var. Önemli olan insanları uyandırmak. Kendi kendine yapabileceklerini bağımlılıkları olmadan da yapabilmelerini sağlamak... Ne güzel olabiliyor oysa. İbadet et, çalış, haram yeme, başkasına bağımlılık geliştirme, Ruh da sana o güzel yüzünü gösterecektir. Bugün çevreme baktığımda ruhsal öğretmen sayısı çok fazla ama kendilerine yardım etmekten acizler. Bu insanların kölesi olacağına kendi idrağını kendin aç. Gitmek isterseniz Sema'yı tavsiye ederim. Halen devam ediyor. Kendi kendine Ol! Meyvalarını da başkalarına yedir. Karman temizlensin. Bir daha da gelme bu dünyaya.
Allah sizi gücünüzü teslim edin diye yaratmadı.
"İlim ilim bilmektir.
Âlim kendin bilmektir
Sen kendin bilmez sen
Bu nice okumaktır."der Yunus Emre.

1 Comments:
Hû Allah kelimeleri zaten bağlanmak istediğiniz kozmik bilincin adıdır ve frekansları da 77'dir.
Bu enteresan bir bilgi, çok da önemli. Bilginin kaynağını öğrenebilirsem çok memnun olurum. Yoksa tamamen hissel bir bilgimi?
Yorum Gönder
Links to this post:
Bağlantı Oluştur
<< Home