12 Ağustos 2006

Kaba Olan Anlayıştan İnce Olana Bir Çizgi Çekmek İsterim.




Merhaba,

Bugünün konusu "Fiziksel olan yani, kaba olandan nasıl ruha yani, inceye gidebiliriz?". Allah önce Ruhu yaratmış, sonra da Kâinatı yaratıp, sırasıyla insan bedenini yaratmış ve içine ruhu üflemiştir. Burada Yaratan ve yaratılan süptil olan yani ince olandır. Önce ince olan yaratılmış sonrasında daha derin bir idrak oluşturabilmek için de dünyayı ve insanın bedenini yaratıp ruhu onun içine üflemiştir. Amaç insana kaba olanı deneyimletmektir. İnsan da bunu çok başarılı bir şekilde gerçekleştirirken, bir an gelmiş ince seviyeye çıkamaz olmuştur. Adeta bedeni içerisinde hapsolunmuştur. Kendine baktığında bir beden ve onun içine hapsedilmiş ruhu vardır. Ruh bu bedeni bir kılıf gibi giyerken asıl amacı olan kaba olanı deneyimlemek dışında başka bir şey yapamaz hale gelmiştir. Bugünkü tüm arayışlarımız ve hatta (din) savaşlarımız o kaba olanı yıkmak ve yeniden o şuur seviyesine çıkabilmek için verilmektedir. Aynen Kurtuluş Savaşında olduğu gibi insanlar bir şeyleri başardıklarında ruhsal olana yeniden tüm uçsuz bucaksızlığıyla ulaşacaklarını düşünmektedirler.

Oysa Ruhsal Olanın bundan haberi yoktur. Sadece deneyimlemeye göndermiş olduğu insan ruhunun kaba seviyelerde hapsolmasına rağmen halen olduğu gibi sevmektedir. O yarattığı çocuğunu sevip gözetmektedir. Aradaki teller zamanla kopmuş, hatlar kesilmiş, ses kısıtlı imkânlarla karşı tarafa ulaşabilmektedir. Ruhsal Olan yaratmış olduğu küçük mavi kopyasının S.O.S. sinyallerini adeta duyamamaktadır. Çünkü insanoğlu karşısına çıkan duvarlara vurup durmakta, bedeninden ruhuna uzanacak bir köprüyü kuramamaktadır. Peki, bu köprü yeniden nasıl kurulabilinir? Teller birbirine nasıl bağlanabilinir?

Bugün din savaşlarına doğru adım adım ilerlemekteyiz. Hepsi de Tanrı sevgisi adına yapılmaktadır. Kimi ateistler ise sadece canlarını korumayı akıl edebilmektedirler. Bilselerdi ki Hallac-ı Mansur "En-el Hak" dediğinde zaten direkt tanrının eliyle öldürülecekti ve bunu da biliyordu acaba bu adamı bu kadar mutlu etmek isterler miydi? Kısa yoldan mutluluğa ve huzura kavuşmuş bir ermiştir Hallac. Siz bir gün kavga edip birisini öldürdüğünüzde o kişinin ruhunun size karşı hınç duyup duymaması aslında basit bir denkleme bağlıdır. O kişinin aydınlanma derecesine. Tanrı'dan gelecek her şey kabulümdür diyen ermiş bunu neden yaptın diye size diş bilemez. Belki İslam intihar komandocıları da bu şekilde düşünüyorlardır ancak aradaki fark onların aydınlanmak (Allah'ın en yüksek katına çıkıp şehit olmak anlamında kullanıyorum burada) için bir katliam yapmalarına gerek olmadığıdır.

Son olaylar öncelikle bir katliam ve savaş suçu karşısında bir tepkidir. Bir tepki ise ancak insanı etki-tepki zincirine götürebilir bunun ötesine değil. Öteye gitmek isterseniz inançlarınızın yanında bugünkü bilimi de kullanarak mantıksal doğruları da kullanabilmeniz gerekir. Mantık eldeki doğru verileri kullandıkça işe yarar. Ve doğru bilgilerde cahil halktan saklanmış gizli kalmış bir avuç insanın refahı için çalışmaktadır. Bilgi akan ırmakta yıkanabilselerdi onlarda kaba şuuru (dışsal anlamı) ince şuur (ruh) ile değiştirebileceklerdi.

Nedir ruh? Bizim sürekli birbirimizi gırtlaklamamızı sağlayan din bilgileri mi yoksa savaş suçlarına, katliamlara TV karşısından seyirci kalıp kolamızı yudumlamak mı? Sanırım ikisi de değil. Biri dinin dar anlamlı kapsamından (yine materyalist oluyor bu da yani kaba) yukarıya çıkamayan ve savaşa karşı savaş diyen şeriatçı kesim (oysa başka şuur yolları da mevcuttur ama cahiliye de bunlar bilinemez, kimseyi suçlamamak lazım. Onlar üniversiteye gidip araştırma yapacak zihne kavuşamamıştır belli ki.) ve materyalist bir yaklaşım olan "bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" mantığı. Bunlar ruhun kaba anlayışlarıdır. Oysa şuurumuzun açılabilmesi için bilgiye veya sevgi gönlüne yani açık kalplere ihtiyacımız vardır. Zamanında Gandhi'nin Hindistan'ın işgalini pasif bir direnişle ortadan kaldırması gibi yüksek bir şuur.

Günde 5 vakit namaz kılmak insanı yüksek şuurlu yapar ancak bunu kalbiniz açık bir şekilde günlük hayatınızda da yüksek şuuru tatbik etmeye devam edebiliyorsanız. Bunu yapamayan kesim ise kendi yürek acısını veya başka doyurulmamış arzularına alet edecektir bir savaş katliamını. Yıllardır içinde biriken öfke günde kılınan 5 vakit namazla temizlenememiş beden halen kaba seviyede, duygularda kalmaktadır. Bir katliam gerçekleştirmek mantıklı da değildir tabi ki. Ancak bundan bir çıkarı varsa ve ruhu ince seviyeleri hiç tadamamışsa bunu dener. Bu ne Allah'ın emri ne de peygamberin Kavli'dir. Bu tamamen ruhları beden seviyesine hapis olmuş hınç duyan acı çeken ruhların işidir. Geçmiş hayatlarında ise muhtemelen de böylesi bir katliama kurban gitmişlerdir. Bu sefer bunu gerçekleştirmek için yani karşısındakinin kalbini çıkarıp kanını içmek için ant içmişlerdir. Bunlar incelememiş ruhlardır. Allah onları da korur ve gözetir ama sadece beden seviyesinde. Hapis oldukları hapishaneden çıkmalarına bir türlü izin çıkmaz.

Materyalist dünya insanını ise ele aldığımızda, kendi güvenliği söz konusu olunca ayağa kalkar. Yoksa onu hiç bir kuvvet yerinden kaldıramaz. Terazi çok güzel bir dengededir. Bu çifte standartlı batı dünyasının insanları korkuları gereği bir tepkiyle karşılarlar katliamcıları. Oysa savaş şuçu işlenmesi sadece oradaki ezilen milletin problemidir. Bu da ruhun yine hapsolunduğu bir durumdur bedene. Beden kendi zevkleri için çalışır durur. Para kazanır ve harcar. Zevk için acı çeker. Acı için zevk yaratmaz. Acı duyduğu için gidip başkalarına hizmet etmez. Sadece isyan eder. Birisi size bir şey yaptığında tepki duyarsınız çünkü kabuğunuza (egonuza) değmiştir. Oysa ruhunuza hiç kimse el süremez. Ruhunuz orada o bedende değildir artık. Hapsolunduğu bedenin o kadar kaba seviyelerinde görev yapmaktadır ki sadece alacağı parayı nasıl harcayacağı ve her türlü dünya nimetlerinden nasıl yararlanacağını kurgulayıp ona göre hareket etmektedir. Bir günü geçmez ben şunu nasıl düzeltebilirim diye uğraşmaz, oturur TV koltuğunda savaş ve katliamları izlerken orgazm olur. Bugünün tüketici toplumu işte insanı bu kadar kaba yapmıştır ve beden seviyesinin üzerine çıkabilmesi hiç de mümkün görünmez.

Sonuç olarak rahatlarını kaçırmak isteyen bir kaç terörist onların uçağını kaçırır diye onlara düşman olur. Ama biri gelip ülkesini yıksa, milletini kılıçtan geçirse ya da dünyaya nükleer bomba atılsa olaylar TV koltuğundan seyredilecek kadar cool mudur? Hayat bize TV koltuğundan yaşanacak kadar kolay hale getirilmiştir. Bir eliniz sizi sürekli ağzınızdan besler ve diğeri ise siz istediğinizde orgazm eder. İşte tatlı hayat budur. Para kazanmaktan başka bir sorumluluğumuz olmadığı için o kazandırılan paraların kimlerin cebine ne amaçla kullanılmak için gittiğini sorgulamayız bile. Kaba hayat biz, korku ve ölümle tehdit edilene kadar çok tatlıdır. Yoksa aynı o teröristler kadar hiddetleniriz oturduğumuz elektrikli sandalyeden. Birisi fişi takmıştır ve biz Matrix'i izleyen gerçek Matrix zadeler, oradayızdır ama kaba halimizle. Ruhumuz çalınmıştır. Para ve zevk karşılığında başkalarınca kiralanmıştır. Faizi bu zevk ve mutluluktur. Bedeli sonraki hayatlarımızda ödetilecek kredi kartları gibi devamlı kontör yükleriz ve zevk alamayacak hale gelene kadar (ölene kadar) bu oyunu oynarız TV koltuğundan.

Ne teröristler ne de günümüz maymunu aslında kabalık seviyesinde pek de farklı bir yerde değildir. Zaten benzer benzeri çeker durur. Bu enkarnasyonlar boyunca böyledir. Eğer bu fasit çemberi kırmak istiyorsanız şuur bilgisine ulaşabilmek için biraz çaba gerekir. Bunun da adı farkındalıktır. İdrak tüm kapıları açan anahtardır. Siz ise Allah'ın kaba bir tezahürüsünüz. Bir gün gerçekten O'na layık olmak isterseniz lütfen önce kendinizi arındırmakla başlayın işe. Savaş karşısında hisler duyabilmeniz sadece ve sadece kendi vicdanınıza bağlıdır. Vicdan ise karma bağlarından ayrışarak oluşabilir.

Kur'an okuyabilir veya başka bir öğretinin arkasından gidebilirsiniz ama ancak şeklin ötesini görebilirseniz belki açılacaktır bir gün Cennet'in kapısı ardına kadar da buradaki kaba Oluşu deneyimlemek ve zevk ve acı içinde yüzmek zorunda hissetmezsiniz kendinizi.

İnceye olacak yolculuk konusunda size kendi deneyimlerimi yazmaya bir sonraki yazımda devam edeceğim. Şimdi biraz kabaya inip Oluşu deneyimlemem gerekiyor. Deneyim, ardından farkındalık, size incenin anahtarını verecektir. İnsan olmaktan suçluluk duymayın ve korkmayın. Tanrı öyle istedi ve bunu deneyimlemeyi seçti...

0 Comments:

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home