Kristal Olmak

Ayna Ayna Söyle Bana, Bu Dünya’da Benden Daha Güzel Biri Var mı?
Yazar Z ile ilk tanıştığımda Kristal Çocuklar grubuna müthiş etkileyici bir mektup göndermişti. 2. tekil şahıs’a yazılmış olduğu için hem kendime hem de başka birine yazılmış olabilecek bu mektup dikkatimi çekmiş ve ondan yazıyı ancak suçlayıcı olmayan tarzda yeniden yazarsa yayınlayabileceğimi söylemiştim. Sonrasında çok güzel bir yazı çıktı ortaya. Ama ilki de beni harekete geçirip tüm bu dergimdeki yazıları yazmaya ve kendimi ve benim gibi bu ruhsal dünyada öğretmen olanları sorgulamaya başlamama yol açtı. İlk halini bulamadım ama gruba göndermiş olduğu yazıyı buraya da eklemek istedim.
“Geçmişte, aydınlanmak için bir hayli uğraş ve zaman gerekiyordu. Ama Dünyanın geçirdiği dönem bu uğraş ve zaman süresi oldukça kısalttı. Zamanın böyle manipüle olması elbette büyük bir avantaj sağladı bizlere ama bir o kadarda tehlikeler doğurdu. Bir insanın aydınlanma yolunda giderken psişik güçlerini geliştirmesi elbette ona geniş bir perspektif sağlayacaktır. Ama bir yetenek vardır ki yolun başında ya da ortasında değil insan öz benliğinin vizyonuna tamamen sahip olduktan yani rehber bir bilinç haline geldikten sonra elde etmesi gerekir. Aslında aydınlanmanın başındaki bir insan için hiçbir albenisi yoktur bu yeteneğin. Sonraları anlar ki evrende belli bir nizam var. Bu nizamın içinde de rehberden öte üstat dediğimiz az sayıda prototipler var. İşte bu az sayıdaki bilinçlerle irtibata girmenin kendi evrimi için büyük bir avantaj olduğunu düşünür. Öyledir de bir üstadın yanında olmak ondan eğitim almak büyük bir nimettir ama bunun yolu kanallık yapmak değildir. Gönülden istersen ete kemiğe bürünerek de gelir göklerin üstadı.
Yok, tehlikeli yol seçilmişse dikkatli ve uyanık olunmalı şeytan, filmdeki gibi çirkin yüzüyle yaklaşmaz, çağırılan kimliğe bürünerek gelir. Belki gerçek bir üstada benzer bazen de öyle konuşabilir. Ama çok sürmez yüksek boyutlarla alakalı bir enerji olmadığı; dünyada insanın olumsuz yönüne ayna olacak onca olay varken insanların olumsuz yönüne aynalık yapar. Hz. İsa bir üstattı ama hiç bir öğrencisinin olumsuz yönüne aynalık yapmadı. Hep yüksek boyutların yumuşak ve sevgi dolu üslubuyla konuştu, davrandı. Karşısındaki olumsuz olsa bile? Ayrıca, gerçek bir üstat karşısındakini yüksek boyutların türlü türlü hülyalarına götürüp, gönüllerde bahar esintileri yaratırken, o sevgi üstadı olduğunu söyleyen parazit varlıkla bütünleşilip konuşulduğunda ise karşındakinin yaşam enerjisi düşmesinin yanı sıra duygusal – zihinsel her düzeyde görülmemiş bir karmaşa içine girer.
Yüksek boyutlarla irtibat kurmak oradaki varlıkla konuşup hatta kimliklerine bürünmenin pek moda olduğu günümüzde dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta.”
İşte, böyle akıcı bir şekilde gelen ikinci rehberliği tüm grupla paylaştık. İlk gelen mektup, beni kalbimden vurmuş, sanki bana yazılmış gibi gelmiş ve kendimi bayağı kötü hissetmeme neden olmuştu. Ona yeniden yazdırdım ve sonuçta aynanın beni göstermediğini anladım ama işe yaradı. Ben de bundan sonra sizlere kendi iç hesaplaşmalarımı yazmaya başladım.
Aslında o yapılması gerekeni yapıyormuş, yoksa ben uyanıp da tüm bunları yapmazdım. Kendimi ve diğerlerini protesto ettim. Yani, beni de başkalarını da vicdansal bir uyanışa sürükledi bu mektuplar. Çevremdeki rehberlik aldığım ve öğreti öğrendiğim insanların ayakları zaten yere basmıyordu. Bu şekilde hiç bir şekilde dünyayı kurtaramayız onu anladım, aksine vizyonu daha da karartabilirdik. Zaten amaç da dünyayı kurtarmak olmamalıymış zaman içerisinde yazarken anladım. İnsan mutlu olduğu zaman zaten yaşanılan tüm acılar son buluyor. Tamamen maddi illüzyon içerisindeyiz. Dünyayı kendi değer yargılarımızdan yargılıyor ve sonuçta mutlu da olamıyoruz. Acaba Dünya bizi yargılasaydı ne görürdü karşısında? Aslında arenada fikirleriyle çarpışan hepimiz burnundan soluyan kavgacı tipleriz. Böyle olmak kimsenin ideali değil ama bu, bu şekilde oluyor maalesef. Bunu yenebilmemiz için de önce kendi egolarımızı yenebilmemiz gerekiyor. Egoyu tanımak gerekiyor. Egoyu sadece karşımızdaki aynalarımız sayesinde görebiliyoruz. (Bu arada bu işlemi çok güzel ve kendiliğinden yapan bir arkadaşımı anmadan edemeyeceğim: Can Duman. Karşımızdaki bizdekini yansıtıyor. Bunu bir yaratıcı bir halde eyleme sokabilsek anında ne kadar aynalık ettiğimizi ve aslında kendimizde neleri değiştirmemiz gerektiğini bize karşımızdakiler söyleyecektir.
Bu kolay değil ama yazmak ve paylaşmak ayna olmaya yarıyor. İste biz o zaman gerçek Kristal'e yani Kristal Bir Ayna’ya dönüşebiliyoruz. Ayna olduğunda karşındaki senin yazılarında hem yazanı hem de kendini görebiliyor. Ne kadar ortak öğe varsa sıradan düşünen için o kadar şiddette itici ve ya okuyan bilge kişi ise de bir o kadar araştırılması gereken çekici bir durum çıkarıveriyor ortaya.
Şimdi ortak arkadaşımıza yazılarımızla ayna olduk. Hayatında belki de ilk defa kendini görebildi ve onun gibi diğerleri de. Burada yazıları yazarken büyük emeğimiz geçti çünkü biz bir anlamda kendimizi de feda etmiş olduk. Feda edilen şahsiyet değil egoydu yine. Bakın hem biz temizlendik hem de o. Ne kadar güzel işleyen bir mekanizma değil mi? Vicdan kendi halinde çalışmayı ve öğrenmeyi sürdüremiyorsa birileri bize ayna olur ve temizler. İşte Kristal Çocuk dediğimiz çocukların da bu özellikleri var. Sizi size o kadar güzel yansıtıyorlar ki… Kristaller, odaklandıklarında çok güçlü bir etkiye sahip olurlar. Adeta lazer ışınıyla problemi hallderler çünkü onlar aslında kuvvetlendirilmiş bir yansıtıcıya dönüşürler. Bu yansıtıcı toplumdaki insanları doğal olarak dönüştürür, kanserli kısım lazer bıçağı ile kesilip atılır.
Geçen gün içsesimi dinleyip artık affetmem gerektiğini ve eğer ben affetmezsem kendimi nasıl affederim diye kalkıp o zaman yazmış olduğum yazıyı yayından çektim. Sanırım alınılacak dersler alındı. Daha fazla zarara ne gerek var??? Zaten eşzamanlı olarak her şey yoluna girmişti bile…
Bu arada eklemeden geçemeyeceğim: Kibir sanırım en büyük problemimiz. İnsan hayatında hiçbirşey olamayıp hiçbirşeyden de kendine pay çıkartamayınca başlıyor kibirlenmeye. Nasıl meyvesi olan ağaçlar dallarını yere eğerlerse aksine boş insanlar da onu yaptım, bunu yaptım diye kibirlerinip başkalarının gözüne batmaya çalışıyorlar. Kibirlenen insan artık bir şekilde saflığını yitiriyor. Bu da kristalleşmenin tam tersi paslanmanın bir örneği oluyor. Yine rehberliğim olan yazar Z bana "Kutsal kitaplar kibiri en büyük günah olarak yazar zira kibirli bir insan karşındakinin kardeşi olduğunu unutarak onu duygusal ve zihinsel olarak ezmeye çalışır." yazmış. Yeniden içim bir hoş oldu, aydınlandım.
“Essene Aynaları Üzerine :
Eski Essenelerin perspektifinden, dünya üzerindeki her insan Yaşam olarak adlandırdığımız Gizem Okulunda bir öğrencidir. Onlar bunun farkında olsun ya da olmasın, her insan o anda diğerlerinin ayna olmalarının huzurunda (karşısında) kendisini deneyimleyecektir. Eğer bu aynaların farkında olma bilgeliğine sahip olursak, duygu ve anlayışın tekâmülünü hızlandırabiliriz.
Bu dünyada kendimizi bilmek ve üstat olmak için, Essenelerin söylediği şey, başkalarında yansıtılmış (ayna olan) modellerin birini veya bir bileşimini görmemizdir. Daha çok gelişen ve daha güç algılanan yedi ayna vardır. ’70 li yıllarda, ilk ayna ile ilgili şeyler işittik, anda olan siz kimsiniz? Kavram şu ki, etrafınızda kızgın ve sahtekâr olan bireyleri bulursanız, onlar size sizin kızgınlığınızı ve sahtekarlığınızı gösteriyorlar. Bazen aynalar uygulanacaktır, bazen uygulanmayacaktır. İlk aynayı keşfettik, ancak görecek başka aynalar var.
Örneğin ikinci ayna, o anda yargıladığımız şeyi yansıtır. Bu çok güçlüdür, fakat çok zor algılanır. Eski Esseneler karşılıklı insan ilişkileri ve bu ilişkilerde duygunun rolünün çok karmaşık bir anlayışına sahiptiler. Son zamanlarda bizim Batı deneyimimizde dikkatle incelediğimiz şey duygunun rolüdür. Simdi, bu metinlere geri dönünce, görüyoruz ki, gücü sağlayan duygudur ve mantık ile birleştirilince, gerçek sihir ve mucizeler meydana gelir.”

0 Comments:
Yorum Gönder
Links to this post:
Bağlantı Oluştur
<< Home